60 Yıllık Sır: Kamyon Şoförü ile Aileler Arasındaki Eşitsizlik ve Yanlış Doğum

Bir kamyon şoförü, hayatının tam ortasında tamamen beklenmedik bir gerçeği öğrendi: biyolojik ailesinden koparıldığı çocukluk yıllarında, zengin bir ailenin mirasçılarıyla ilişkisi vardı. Tokyo’da 1953’te iki bebek, karıştırılarak aynı hastanede kayıt altına alınmıştı. Doğumdan hemen sonra ayrı şehirlerde yetiştirilen bu iki çocuk, 60 yıl sonra geçersiz bir bağla karşı karşıya geldi. 2013 yılında mahkeme, hastanenin ağır ihmali nedeniyle mağdur şoföre yaklaşık 38 milyon yen tazminat ödenmesine karar verdi.

Olayın başlangıcı, zengin ailenin kardeşleri arasındaki miras anlaşmazlığıyla yeniden gün yüzüne çıktı. En küçük oğulları, ağabeylerinin babalarına karşı saygısız davranışlarını fark etti ve annelerinin geçmişte söylediği bir sözü hatırladı: “hemşire, bebeğin kıyafetlerini karıştırmıştı.” Şüpheyi büyütmek için ağabeylerinin izmaritlerinden DNA testi yaptırıldı. Sonuçlar, gerçek biyolojik bağın olmadığını gösterince, hastane kayıtlarıyla birleşen bilgiler, çocukların gerçek ailesinin Tokyo’da yaşayan bir kamyon şoförü olduğunu ortaya çıkardı. Doğumlar arasındaki süre yalnızca 13 dakikaydı; bu da talihsiz durumun ne kadar kısa bir zaman diliminde oluştuğunu vurguladı.

Yaşamı boyunca yoksulluk içinde büyüyen çocuk, gerçeği öğrendiğinde çoğunlukla anne ve babasının adını hatırlatacak anılarla yüzleşti. Elektrik gibi temel konforlar evlerinde eksikti; babası küçükken vefat etmiş, anne ve komşuları sık sık “sen bize hiç benzemiyorsun” şeklinde sözler sarf etmişti. Yıllar geçtikçe, haklı talebi ve adalet arayışı için yürüdü; şimdi ise gerçek ailesinin varlığını ve kimliğini öğrenmenin bedelini ödemekten kaçınamıyordu.

Gerçeğin ortaya çıkmasıyla aile bağları yeniden kuruldu mu? Mahkeme hakimi Masatoshi Miyasaka, kararında şu sözleri kaydetti: “Davacı, doğumundan hemen sonra biyolojik ailesinden ayrılmış ve onları bir daha göremeyecek. Bu, telafisi mümkün olmayan bir kayıp.” Hakim, şoförün maddi açıdan rahat bir yaşam sürmesi gerektiğini belirtti; ancak gerçek ailesi uzun süre önce hayatını kaybetmişti. En büyük kardeşleri, ellerine geçen olanaklarla iyi eğitimler almış ve kariyerlerinde başarıya ulaşmışlardı; diğer kardeşler ise üst düzey pozisyonlarda çalışıyordu ve ailenin mirasıyla ilişkilendirilen yaşamlar kurmuşlardı. Bu durum, yaşanan adaletsizliğin ve uzun süredir süregelen eşitsizliğin bir yansıması olarak kaldı.