Bir Ağacın Çok Dilli Meyve Bahçesi: 40 Meyveli Ağaç Projesi ve Aşılama Sanatı

Syracuse Üniversitesi’nde sanat profesörü Sam Van Aken’in önderliğinde hayata geçirilen 40 Meyveli Ağaç projesi, hem bilimsel hem de sanatsal bir bakışla canlı heykeller yaratıyor. İlk bakışta sıradan bir ağaç gibi görünse de, baharda yüzlerce ton pembelik ve kırmızılığa bürünen çiçekleriyle etkileyici bir tablo sunar; yaz sonlarında ise dallarda olgunlaşan çeşitli çekirdekli meyveler arasında adeta bir festivale dönüşür.

Geleneksel aşılama yöntemleriyle mümkün olan bu çeşitlilik, tomurcuk ve yonga aşılama adı verilen antik tekniklerle elde edilir. Van Aken, ana ağacı üç yaşına ulaştığında farklı meyve çeşitlerinden aldığı tomurcukları ana dallara yerleştirerek dokuların kaynaşmasını sağlar. Kaynaklar, ağaçtaki tüm meyvelerin şeftali, erik, kiraz, kayısı ve badem gibi Prunus cinsine ait çekirdekli türlerden oluştuğunu bildiriyor; bu biyolojik akrabalık, damar sistemiyle uyum sağlamayı kolaylaştırırken elma veya portakal gibi farklı cinslerin aynı ağaçta yetişememesinin nedenini de açıklıyor.

Bir tek ağaç, bir meyve bahçesine dönüşüyor yaklaşımıyla, heykelsi bir form alan Van Aken; bu yaşayan sistemleri sanatsal bir araç olarak kullanıyor ve insanların yiyecek ile doğa arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmesini amaçlıyor. Tek bir ağaçta farklı meyve türlerini bir araya getirmek, yalnızca estetik bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda genetik bir arşiv oluşturarak nadir meyve çeşitlerini gelecek nesillere taşıyor.

Projenin kökeni 2008 yılında, kapanmak üzere olan bir meyve bahçesinin Van Aken tarafından satın alınmasıyla kuruldu. Yaklaşık 8 ila 9 yıllık titiz aşılama, budama ve izleme süreci gerektiren bu çalışma, yerel ve antik meyve türlerinin yok olmasını önlemek ve biyolojik çeşitliliğe vurgu yapmak amacını taşıyor. Günümüzde ABD genelinde müzeler, toplum merkezleri ve özel bahçelerde 16’dan fazla örneğe sahip olan bu ağaçlar, Temmuzdan Ekim’e uzanan geniş hasat dönemiyle dikkat çekiyor.

Bir ağaç, bir meyve bahçesi vizyonu ile Van Aken, heykeltıraşlık geçmişini kullanarak yaşayan sistemleri sanatsal bir araç olarak değerlendirdi. Yalnızca görsel bir şölen sunmakla kalmayan bu proje, aynı zamanda genetik çeşitliliği koruma ve geleceğe taşıma misyonunu da üstleniyor.