Büyük Virüsler ve Ökaryogenez: Ushikuvirus’un Keşfiyle Yeni Bir Bakış
Günümüzde virüsler, yaşamın en yaygın varlıkları arasında görülüyor ve konuk hücreleri ele geçirerek hastalıklar oluşturmanın ötesinde evrimsel süreçlere müdahale edebildikleri düşünülüyor. Özellikle yatay gen transferi ve retrovirüslerin konak genomlarına entegrasyonu, türlerin geçmişini ve çeşitliliğini derinden etkileyebiliyor. İnsan genomunun yaklaşık %8’inin eski retrovirüs kalıntılarını içerdiği ve bu kalıntıların miyelin üretimi ile plasentanın evrimine katkıda bulunmuş olabileceği belirtildi. Virüslerin çok daha eski dönemlerde prokaryotlardan ökaryotlara geçiş sürecinde de önemli bir rol oynamış olabileceği tartışılıyor.
Ökaryotik hücrelerin çekirdeğini koruyan zarla çevrili çekirdeğin ortaya çıkışı, prokaryot atalarından belirgin bir ayrımla gerçekleşmiş gibi görünüyor. Ancak bu dramatik değişimin tam olarak nasıl gerçekleştiği belirsizliğini koruyor. Viral ökaryogenez fikri, 2001’de Tokyo Bilim Üniversitesi’nden Masaharu Takemura tarafından öne sürüldü. Takemura’ya göre büyük bir DNA virüsü, ilkel bir prokaryotu enfekte etmiş ve zamanla konak hücrenin genlerinden yararlanarak çekirdeğe dönüşen bir süreç başlatmış olabilir. Bu hipotez, 2003’te DNA virüslerinin keşfiyle daha çok ilgi çekti.
Son yıllarda, dev virüs adı verilen Mamonoviridae ailesine ait türler ve onlarla ilişkilendirilmiş clandestinovirus gibi diğer büyük virüsler, amipleri enfekte ederek dikkat çekti. Bu virüsler çoğu kez izole edilmekte zorlanıyor; bu nedenle ushikuvirus gibi yeni keşifler akademik tartışmalarda büyük önem taşıyor. Takemura ve ekip arkadaşları, viral ökaryogenez üzerine çalışmalarını sürdürüyor ve ushikuvirus’u tanımlayan araştırma grubunda yer alıyor. Kendileri, dev virüslerin hâlâ tam olarak anlaşılamamış bir hazine sunduğunu ifade ederek, canlılar dünyası ile virüsler dünyası arasındaki köprüye yeni bir bakış açısı kazandırılabileceğini belirtiyorlar.
Ushikuvirus, Vermamoeba vermiformis adlı amipleri enfekte ediyor ve bu özelliğiyle clandestinovirus ile benzerlik gösterse de formu ve dikenli kapak yüzeyi medusavirüsleri anımsatıyor. Fakat ushikuvirus’un öne çıkan farklılıkları da bulunuyor: Enfekte ettiği konak hücrelerde anormal büyümeye yol açması ve kapsid üzerindeki dikenlerin özgün kapak ve lif yapılarına sahip olması gibi özellikler dikkat çekiyor. Ayrıca bu virüs, konak hücrenin çekirdeğini korumayarak çoğalmıyor; yerine bir “virüs fabrikası” oluşturarak çekirdek zarını yok ediyor. Bu karşıtlıklara rağmen, ushikuvirus ile clandestinovirus ve medusavirüsler arasındaki benzerlikler, dev virüslerin evrimsel geçmişini anlamada önemli ipuçları sunuyor.
Takemura ve ekibi, bu virüslerin nasıl ve neden bu kadar çeşitlendiğini, ökaryotların ortaya çıkışında hangi rolü üstlenebileceklerini araştırmayı sürdürüyor. Ushikuvirus’un keşfi, Mamonoviridae ailesinin evrimsel ilişkileri ve soy türevleri konusunda bilgi artırmayı hedefliyor; bu buluş, bilimsel tartışmaları canlandırarak virüsler ile canlılar arasındaki bağa yeni bir perspektif katabilir. Çalışmanın sonuçları Journal of Virology dergisinde yayımlandı.