Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası ve Dirençle Mücadelede Türkiye’nin Yol Haritası

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Gülşah Keçebaş, antibiyotiklerin geçmişten günümüze yolculuğunu ve bugün karşı karşıya olduğumuz direnç sorununu paylaşırken, bu haftanın farkındalığını vurguluyor. İSTAHED Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Gülşah Keçebaş geçmişin enfeksiyon tehlikesini hatırlatarak, insanlar için basit bir boğaz enfeksiyonunun bile ölüm riski taşıdığı bir dönemi anlattı.




“Bir zamanlar basit rağmen ölümcül olabilen enfeksiyonlar yüzünden cerrahlar eldiven kullanmadan ameliyat yapıyor, doğum yapan kadınların yarısı enfeksiyon nedeniyle kaybediliyordu. Mikroskoplar yeni yeni yaygınlaşıyordu ve mikrop teorisi dikkatle ele alınıyordu. O dönemde mikropları durdurabilecek etkili bir silah yoktu.” şeklinde özetledi.

Penisilinin keşfi bölümünde Fleming’in 1928’deki olayı işaret eden Keçebaş, mantarın saldığı maddeyle bakterilerin nasıl kontrol altına alındığını anlattı. “Penicillium notatum’un salgıladığı bu madde sayesinde bakteriler ölümcül şekilde etkileniyor; adını penisilin koyup tıp tarihinin yönünü değiştirdi. Klinik kullanıma girişi ise yıllar aldı; 1940’larda Florey ve Chain’in katkılarıyla II. Dünya Savaşı’nın sessiz kahramanına dönüştü. Hatta döneme damga vuran söz, ‘Penisilin, mermiden daha çok hayat kurtardı’ olarak özetlenir.”

Altın çağ olarak değerlendirilen 1940–1970 yılları, antibiyotiklerin tıpta devrim yaratmasını simgeliyor. Keçebaş, Streptomisin, tetrasiklin, eritromisin, sefalosporinler gibi ilaçların farklı bakterilere karşı umut vadettiğini, pnömoni, menenjit, frengi ve tüberküloz gibi hastalıkların ölümcüllüğünün önemli ölçüde azaldığını belirtti. DSÖ verilerine göre antibiyotiklerle enfeksiyon kaynaklı ölümler büyük oranda geriledi; yaşam süresi uzadı.




Direncin kehaneti bugün en çok konuşulan konu haline geldi. Fleming’in Nobel konuşmasında belirttiği gibi, “insanlar penisilini bilinçsizce kullandığında mikroplar direnç kazanır” ifadesinin bugün gerçek olduğu dile getirildi. Aşırı ve yanlış kullanımlar nedeniyle dirençli suşlar yayıldı ve basit enfeksiyonlar bile ölümcül hale gelebiliyor. Günümüzde antimikrobiyal direnç nedeniyle yılda 1,2 milyondan fazla insan doğrudan yaşamını yitiriyor.

Direnç genlerinin aktarımı kısmında Keçebaş, bakterilerin direnç gelişimini nasıl sürdürdüğünü şu sözlerle özetledi: “Direnç genleri, diğer bakteri türlerine aktarılabilir; tarım ve hayvancılıkta antibiyotiklerin kontrolsüz kullanımı bu süreci hızlandırır.”

Yeni antibiyotikler gerekli mi? mesajında şu uyarıyı yaptı: “Günümüzde basit bir idrar yolu enfeksiyonu bile, dirençli bakteriler yüzünden haftalar sürebiliyor. Kanser, organ nakli hastaları ve yeni doğanlar için bu enfeksiyonlar ölümcül olabilir. Eğer yeni antibiyotikler geliştirilmez ve bilinçli kullanım yaygınlaşmazsa, 2050’de her yıl 10 milyon kişi direnç nedeniyle ölebilir.”

Akılcı ilaç politikaları kapsamında Türkiye’nin adımları özetle şöyle: 2003’te Akılcı İlaç Kullanımı politikasıyla reçetesiz antibiyotik satışı sınırlandırıldı. OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye, antibiyotik tüketiminde yüksek bir konumdaydı; 2011’de reçetelerin yaklaşık %35’i antibiyotik içeriyordu, fakat 2022’de bu oran %24’ün altına geriledi. ULUSAL AMR Sürveyans Programı ile direnç verileri düzenli olarak izleniyor; bazı merkezlerde E. coli ve Klebsiella pneumoniae’de karbapenem direnci yüzdesi düşüyor.

Son vurgu olarak Keçebaş, toplumun tüm kesimlerine çağrı yaptı: “Antibiyotikler insanlığın en parlak keşiflerinden biri, ancak yanlış kullanıldığında mucizesini tüketir. Her reçete bir sorumluluk, her ilaç bir karardır. Antibiyotik Farkındalık Haftası, bu sessiz kahramanları koruma çağrısıdır.”