Faiz Indirimi Yeterince Yansıtılmıyor: Bireysel Borç Sarmalı ve Vergi Kesintileri Etkisini Artırıyor

Faiz indiriminin bankalarda ve bireylerin gündelik maliyesinde yaratığı etki, söz konusu kararların reel ekonomiye tam olarak aktarılmadığını gösteriyor. Düşen politika faizi karşısında yüksek kredi maliyeti, fon ve vergi kesintileriyle birleşerek borçlanma maliyetini önemli ölçüde artırıyor. Yaşanan tablo, vatandaşların bütçelerini zorlarken gelir erimesine ve borç sarmalına sürüklenen bir tabloyu gözler önüne seriyor. Gerçek borçlanma maliyetinin katlandığı bu süreçte, kredi ve kredi kartı borçlarıyla günü kurtarmaya çalışan yurttaşlar için durum giderek daha da ağırlaşıyor.

VATANDAŞ KREDİLERİNİ ÖDEYEMİYOR başlığıyla öne çıkan durum ise günlük yaşamla doğrudan ilişkili. Örnek olarak alınan 200 bin liralık ihtiyaç kredisi için 24 ay vadede aylık taksit 15 bin 790 liraya çıkarken, toplam geri ödeme 379 bin liraya ulaşıyor. Bu kredi üzerinden yaklaşık 137 bin 700 lira faiz ve 41 bin 300 lira vergi ve fon ödemesi söz konusu oluyor. Merkez Bankası’nın faiz indirimi banka müşterilerine aynen yansımıyor; vatandaşlar yüksek faizlerle karşı karşıya kalırken, ayrıca %15+%15 oranında fon ve vergi ödemek durumunda kalıyor. Bu şartlar borçları ödemeyi güçleştiriyor ve bazı kesimlerde takibe düşüş oranları artış gösteriyor. 16 Ocak haftasında ihtiyaç kredilerinin takibe düşenler oranı %5,5’e, 2025 yılının aynı döneminde ise %4,2’ye işaret etmiş durumda.

Kredi kartları ve KMH borçlarında da benzer bir baskı söz konusu; fakat ihtiyaç kredilerine uygulanacak eşit kurul ve üst sınırı ile KKDF ve BSMV gibi vergi kalemlerinin azaltılması çağrıları yükseliyor. FAİZ İNDİRİMİ SÖYLEMDEN ÖTEYE GEÇMEZ yorumları, ekonomi yönetiminin alım gücünü güçlendirmek yerine borçlanmayı sürekli büyütmesinin sonuçlarına dikkat çekiyor. Bireysel borçlar, bankalar ve finans kuruluşlarına olan toplam borçlar, haftalık verilerde trilyonlarca liraya ulaşırken, faiz oranları bir yandan yükselirken bir yandan da indirimler reel üretimi ve vatandaşın mali durumunu korumak için yeterince etkili olmuyor. Bu durum, ekonominin üretim ve istihdam dinamiklerini gözeten dengeli bir politika ihtiyacını ortaya koyuyor.