Kew Botanik Bahçeleri’nde Sahte Frankenstein Bitkisi: Doğanın Sırları ve İnsan Hırsı
Bir zamanlar Londra’daki Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri’nin raflarında saklanan eski bir örnek ortaya çıktı ve hikaye eski bilim kurguları aratır hale geldi: uzun yıllar boyunca gerçeği saklayan bir “yeni tür” izleri, aslında farklı bitkilerin bir araya getirilmiş parçalarından oluşmuştu. Bu olay 1882’de tanınan botanikçi Auguste Glaziou’nun Brezilya’dan getirdiği bir örnekle başladı; Quesnelia tillandsioides olarak adlandırılan bu bitki, 1892’de resmi olarak yeni tür olarak kayda geçti. Ancak gerçekte baştan savma bir uydurma vardı ve doğada böyle bir canlı asla bulunmamıştı.
24 yıl süren bir sır perdesi, nihayet 1906’da aralandı. İnceleyen bilim insanları, bu “yeni tür”ün aslında Vriesea poenulata gövdesine(Quesnelia liboniana çiçekleriyle) sahte bir düzenlemeyle yapıldığını keşfettiler. Preslenip kurutulduğunda ek yerleri o kadar ustaca saklanmıştı ki, uzmanlar sahteciliği o kadar uzun süre fark etmedi. Bu durum, adeta Mary Shelley’nin ünlü romanındaki Frankenstein’e benzer bir sahnenin laboratuvarına dönüştü.
Sahte çiçekler ancak dönemin rekabetçi bitki avı atmosferiyle bağlam kazandı. Kew Dijitalleştirme Küratörü Eloise Johl’a göre Viktorya dönemi “en nadir ve en kârlı bitkileri” bulma yarışı, itibar ve kazancı bir araya getiriyordu; böylece sahte örnekler de dikkat çekiyordu.
Arşiv taramaları, yalnızca bu ilk vaka ile sınırlı kalmıyor. Çin’den gönderilen Actinotinus sinensis olarak adlandırılan türün de aslında Viburnum dalına basitçe eklenip dönüştürüldüğü anlaşıldı. Dr. Augustine Henry’nin sahte örnekleri hakkında cezai sorumluluk kaldı mı bilinmez; fakat bunlar, yıllar boyunca bilimsel verinin parçası olarak listelendi.
Günümüzde Kew Herbaryumu’nun dijital arşivi, milyonlarca bitki örneğini dijital dünyaya taşıyarak geçmişin hatalarını temizlemekle kalmıyor; iklim değişikliğiyle mücadele, yeni ilaç keşifleri ve nesli tükenmekte olan türlerin korunması için güvenilir veriye erişimi güçlendiriyor. Bu çaba sayesinde “bilimsel şakalar” ya da sahtecilikler adım adım ayıklanırken, doğa tarihi müzeleri sadece gerçekleri değil, insan hırsının da sınırlarını gösteren örnekler sunuyor. Frankenstein bitki vakası, bilimde sorgulamanın ve doğruluğun ne kadar hayati olduğunun altını bir kez daha çiziyor.