Körfez Stratejileri ve İran: ABD’nin Denizden Kara Yolculuğu
ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu’da uzun süren müdahaleye kararlı olmadığını gösteren sözleri ve askeri hazırlıklarıyla yeniden şekillenen tablo, Körfez kıyılarında gerilimi artırıyor. Afganistan ve Irak’taki kayıplar ile yüksek maliyetler, “demokrasi götürme” hayallerinin süremeyeceğini düşündürürken, şimdi Irak ve İran arasındaki gerilimin boyutu tırmanışa geçiyor. Oval Ofis’teki karar vericiler, 4 bin 500 deniz piyadesinin ileri aşamadaki operasyonlarda ön planda yer almasını planlarken, F-35’ler, Apache ve Chinook gibi kuvvetli destek unsurları da eşlik ediyor.
İran, Hürmüz Boğazı’nı tehdit eden faaliyetlerle enerji hatlarını hedef alıyor ve bölgede ABD-İsrail hava savunma sistemlerini aşarak İsrail şehirlerini de etki altına almayı amaçlıyor. Bu gelişmeler ışığında Trump’ın, uzun zamandır sözünü tutamadığı “batma” korkusu, Orta Doğu’nun dikiş tutmayan kartlarını oldukça kararlı bir şekilde zorluyor. Trump’ın istihbarat başkanı olarak belirlediği Tulsi Gabbard, İran’ın bu süreçte sıkı bir direniş göstereceğini savunuyor.
Kara savaşının zeminini oluşturan adımlar Körfez limanlarına yönelen füze ve insansız deniz araçları, İran’ın kıyılarını daha güvenli kabul etmesini zorlaştırıyor. ABD, Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için 4 bin 500 kişilik kuvvetini Hark ve Keşm adalarını ele geçirme planına odaklanıyor; ancak bu bölgenin coğrafyası ve savunma taktiği, ele geçirme sürecini karmaşık ve riskli kılıyor. İran, sığınaklar ve yeraltı üsleriyle savunmasını güçlendirirken, ABD unsurları için sürpriz tuzaklar oluşabilir. İran’ın bölgede bu denli güçlü bir direniş göstereceği öngörüsü, hürmüz çevresinde ABD gemileri ve insansız araçları için ciddi tehditler doğuruyor.
İsrail’in Lübnan cephesinde kara operasyonlarına yalnızca hava ve istihbarat desteği sunması ise, karaya çıkacak kuvvetlerin sahibi tarafın ABD olması ihtimalini güçlendiriyor. Bu tablo, karanlık bir tabloyla karşı karşıya gelinmesini, uçak ve füze savaşlarının uzaması halinde daha da netleşmesini beraberinde getiriyor. Trump’ın bu savaştan çıkması için bir zafer elde etme zorunluluğu hissediliyor.
Trump’ın kaçma hevesi ve stratejik çelişkiler İran’ın karşısında kayıpları ve hasarı azaltma çabaları, Washington’daki tartışmaları alevlendiriyor. Trump, savaşın beklenenden hızlı ilerlediğini söylüyor olsa da süreci aceleye getirmemek gerektiğini vurguluyor. İsrail’in bu süreçteki rolü ise, savaşın uzamasına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. ABD’nin askeri planları, İran donanması ve balistik füzeler konusundaki iddialar üzerinden gelişiyor; ama bu iddialar, karşı tarafın savunmasını hedef alırken, sarsıcı bir kırılma yaratmayı da amaçlıyor.
Savunma Bakanı Pete Hegseth, bu sürecin “sonsuz bir uçuruma ya da bataklığa” sürükleyeceği yönündeki endişelerin gerçeklerden uzak olduğunu belirtti. Ancak ABD’nin savaştan çekilmesi halinde İran’ın saldırılarını sürdüreceği ve savaşı tazminat ödeyene kadar devam ettireceği öngörüleri, küresel ekonomik sonuçları da beraberinde getiriyor. Trump bu karmaşık denklemde, dünyanın kendi politikalarına yön verebilmesi için her yolun sonuna kadar zorlanacağını ifade ediyor.