Kriz Döneminde Türler Arası Üreme: Kraliçeler ve Yabancı Tür Doğumu Üzerine Yeni Bulgular

Fransa Montpellier Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Jonathan Romiguier ve ekibi Nature’da yer alan çalışmada, bazı M. ibericus kolonilerinde M. structor erkeklerinin bulunmamasıyla başlayan şaşkınlığı çözmeye odaklandı. Bu tür işçi karıncalarını yalnızca M. structor erkeklerinin spermiyle ürettiğinden, M. structor’ın eksik olduğu bölgelerde nasıl kolonilerin varlığını sürdürdüğü önemli bir soru olarak kaldı.




Ekibin yaptığı genetik analizler, tüylü görünen işçilerin M. ibericus kökenli olduğunu, tüysüz olanların ise M. structor ile ilişkili olduğunu gösterdi. Ancak asıl şaşırtıcı bulgu, M. structor erkeklerinin mitokondriyal DNA’sının M. ibericus kraliçelerine ait olduğunun ortaya çıkmasıydı. Bu, kraliçelerin kendi türleri dışındaki erkeklerle üremeyi bilinçli olarak sürdürdüklerini ve bu durumu normal bir yaşam döngüsünün parçası hâline getirdiklerini işaret ediyor.

Laboratuvar ortamında 16 kraliçenin yumurtalarını inceleyen ekip, bu yumurtaların yaklaşık yüzde 9’unun M. structor erkeklerini içerdiğini gözlemledi. 18 aylık bir takip sürecinde, bir kraliçenin hem kendi türünden hem de başka türden erkekleri doğurduğunu doğrudan gördükleri aktarıldı. Bu olağanüstü üreme stratejisi için bilim insanları “xenoparity” terimini önermektedirler; burada kraliçe M. ibericus kendi türünden kraliçeler üretirken, işçi üretimi için farklı bir tür olan M. structor erkeklerine başvurmaktadır ve bu ihtiyacı, onları doğrudan kendi türünde klonlayarak karşılamaktadır.

BİLİM KURGU GİBİ olarak nitelendirilen bu bulguları Brüksel Özgür Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Denis Fournier, bilim kurgu benzeri bir keşif olarak değerlendirdi. Fournier, bu türler arası geçişin düşünülenden daha yaygın olabileceğini belirterek, “Bu keşif, sınırlarımızı zorlayan bir hayal kırıklığından çok, gerçek bir devrimsel bulguya işaret ediyor” dedi. Romiguier ise açıklamasında, “Bu kadar sıra dışı bir mekanizmanın var olabileceğini aklımıza bile getirmemiştik; veriler arttıkça bu bulgunun bir şaka değil, bilimsel bir dönüm noktası olduğuna ikna olduk” ifadelerini paylaştı.