Oruç Tutarken Kalp Sağlığını Korumak: İftar ve Sahurda Dikkat Edilmesi Gerekenler
Ramazanda uzun süreli açlık ve susuzluk ile iftarda ani ve yoğun yemek tüketimi kalp krizi riskini artırabilir. Uzmanlar, oruç tutarken herkesin dikkat etmesi gereken bazı noktaları vurguluyor; özellikle kardiyovasküler geçmişi olsun ya da olmasın kişiler için dengeli beslenme büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Bingür Sönmez, kalbin ve damarların oruç sürecinde nasıl etkilenebileceğini şu şekilde özetliyor: Oruç kalp-damar yapısını doğrudan etkileyebilir ve iftardan sonraki birkaç saat bu etkiyi güçlendirebilir. Bu süreçte glikoz düzeylerinde ani yükseliş ve insülin patlaması gibi metabolik değişimler, endotel stresini artırabilir ve kalp hızını yukarı çekebilir. Böylece pıhtı oluşumuna zemin hazırlanabilir ve tromboz riski yükselir. Gün boyunca süren susuzluk ise kanın yoğunlaşmasına yol açarak pıhtılaşma ihtimalini daha da artırabilir.
İftarda ilk içilecek su miktarının tek başına yeterli olmadığını belirtmek gerekir. Yüksek yağlı ve ağır porsiyonlardan oluşan öğünler sonrası postprandiyal dönemde trigliseridlerin yükselmesi ve pıhtılaşma eğiliminin artması söz konusudur. Bu nedenle iftarın ilk saatlerinde dikkatli olmak gerekir.
İftarın ilk saatlerinde riskler büyüyor. Oruç süresince asıl hassas dönem, açlığın değil, sıvı dengesinin bozulduğu andır. Susuzluk kan yoğunluğunu artırır; bu da pıhtılaşmayı tetikleyerek kalp krizine yol açabilir. Diyabetli kişiler için özellikle hipoglisemi tehlikesi daha belirgindir; kan şekeri düşüklüğü, en erken belirtilerle kendini gösterebilir ve ciddi sonuçlar doğurabilir.
Hipoglisemi erken belirtileri arasında titreme, soğuk terleme, açlık hissi ve çarpıntı yer alır; kan şekeri 60–70 mg/dl civarına düştüğünde beyin etkilenmeye başlar ve baş dönmesi, bulanık görme gibi belirtiler ortaya çıkar. Seyrek görülen ancak tehlikeli olarak kabul edilen aşama ise bayılma veya nöbetlerle seyredebilir ve acil müdahale gerekir. Hipoglisemi esnasında adrenalin artışı ve kalp hızında yükselme, bazı ritim bozukluklarını tetikleyebilir. Ayrıca insülin artışı potasyumu hücre içine çektiği için hipokalemi riski de kalp hastalarında atriyal aritmi açısından önemlidir.
İyi bir iftar nasıl olmalı? Günün yorgunluğunu ve kalp yükünü azaltacak bir iftar dönemi, yavaş ve dengeli iki aşamayı içermelidir. İlk bölüm mideyi uyandırmayı hedefler: Hurma, su ve mercimek veya ezogelin çorbası ile başlanması önerilir; böylece ani nabız artışından kaçınılır. Kısa bir ara verip hafif yürüyüş veya kısa bir akşam namazı ile kan şekeri daha dengeli yükselir. Bu, insülin salınımını daha kontrollü kılar ve mideyi aşırı doldurmaz.
Örnek bir yemek planı için tabakta dengeli bir dağılım şu şekilde olmalıdır: %40 sebze (zeytinyağlılar ve salata), %30 protein (balık, tavuk veya bakliyat), %20 kompleks karbonhidrat (tam buğday ekmeği veya az bulgur pilavı) ve %10 süt ürünleri (yoğurt veya ayran). Tatlılar iftardan hemen sonra tüketilmemeli; 1–2 saat sonra yenmelidir çünkü şerbetli tatlılar hızla kan şekerini yükseltir ve trigliseridi artırır.
İyi bir sahur için hedefler; gün boyu susuzluk, halsizlik ve kan şekeri düşüşünü önlemek için yavaş sindirilen ve dengeli bir öğün planı gereklidir. Üç önemli özellik: uzun süre tok tutan kompleks karbonhidratlar ve lifli gıdalar; kan şekerini dengeleyen protein kaynakları; ayrıca su tüketimini artıran düşük tuzlu yiyecekler. Örnek sahur menüsü şu unsurları içerebilir: haşlanmış yumurta, az tuzlu peynir, tam buğday ekmeği, mevsim yeşillikleriyle dolu bir salata, yoğurt veya kefir, bir avuç ceviz veya badem, bir meyve ve bol su. Aynı zamanda iftar ile sahur arasında mümkün olduğunca su tüketimi hedefi 1,5–2 litreyi bulmalıdır.