Suriye’deki Dönüşüm ve Türkiye İçindeki Belirsizlik: Bölünme ve Yeni Tehditler

Türkiye’de uzun yıllar terör örgütü olarak görülen Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) yönetime gelmesi ve Suriye'deki yeni yapı, bazı çevreler tarafından umutla karşılandı. İbrahim Kalın MİT Başkanı olarak Şaraa’yı ziyaret etti, Hakan Fidan Dışişleri Bakanı sıfatıyla Şam’a yönelik temaslarda bulundu ve Recep Tayyip Erdoğan Şaraa’yı kardeşim diye selamladı. Avrupa’nın mülteci sorunu için çözümler aradığı ve Türkiye’nin yeniden inşada sorumluluk aldığı algısı güç kazandı. Ancak süreç beklenen şekilde ilerlemedi.




İsrail’in sürekli saldırıları, ABD’nin zaman zaman sert ve bazen de tarafsız tutumları, Şaraa yönetiminin Suriye’de birleşik bir yapı kurma çabalarını zayıflattı. Suriyenin parçalanması yönündeki gelişmeler hız kazandı. İsrail, Humus ve Hama’daki depoları hedef alan bombardımanlarına devam etti; alçaktan uçan uçakların sesleri Şam’da yankı buldu. Rejim değişimi süreci boyunca başlatılan baskılar, bölgede yeni gerilimler doğurdu.

İktidar hareketinin bir diğer önemli noktası, 11 Temmuz’da başlayan çatışmalarla Dürzi milisler ile Arap Bedevi aşiretleri arasındaki anlaşmazlıkların güçlenmesi oldu. Dürzilerin güneyde fiilen özerk bir yapı kurma adımları atıldı. Bu gelişme, SDG’nin Şam yönetimine katılımı konusundaki niyetlerini etkiledi ve kararlar uzun süre uygulanamadı. Yeni Suriye hükümetinin İslamcı yapısı ve SDG’nin özerklik hedefleri, merkezi otorite için ciddi bir direnç yarattı. Sonuç olarak, üniter bir devlet olma hedefi giderek parçalanmaya dönüştü.




Batı’nın tepkisi ve Türkiye’nin Suriye macerasına olan dayanakta zayıflama kaydedildi. Avrupa, yeni hükümete karşı olan ilgiyi azaltırken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Dürzi güçlerle çatışmalarda sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguladı. İsrail’in bölünmeyi desteklercesine Suriye politikalarında baskısını sürdürmesi, geçici hükümet üzerindeki baskıyı artırdı.

Gelecek açısından bakıldığında, Dürzilerin ayrılıkçı tavrı ve SDG’nin Şam’a katılım sürecini ertelemesi Türkiye için önemli bir risk oluşturuyor. Yeni çözüm süreci, Türkiye’nin askeri ve siyasi üstünlüğünü korumaya çalışırken, PKK’nın 30 yıllık faaliyetlerinin kesintiye uğrama ihtimalini de gündeme getiriyor. Ancak KCK’nın Suriye ve Irak’ta yeniden toparlanması ve Türkiye’nin güneydoğu sınırında operasyonlarını sürdürmesi, durumu beklenmedik biçimde değiştirebilir. Olası bölünme süreci, Türkiye’yi önceden öngörülen kararlılıktan uzaklaştırabilir ve uzun süren bir mücadeleyi tetikleyebilir.