Türkiye’nin LNG Varlığını Artırması ve Boru Gazı Bağımlılığında Dönüşüm: 2028 Perspektifi

Türkiye’nin ABD menşeli LNG alımlarını güçlendirme yönündeki adımları ve iç gaz üretimindeki hızlı artış, gaz ithalatı dengelerini değiştirmeye başlıyor. Bu gelişmeler, Rusya ve İran’ın geleneksel pazar paylarını sarsabilir ve ülkenin enerji tedarikinde çeşitliliği artırarak güvenliği sağlamayı hedefliyor. LNG alımlarındaki artış, 2028 sonu itibarıyla geleneksel boru gazı uzun vadeli kontratlarının yarıdan fazlasını kapatma potansiyeli sunuyor. Böylece Türkiye, enerji arz güvenliğini güçlendirirken doğalgaz ticaretinde bölgesel bir merkez olma yönündeki vizyonunu destekliyor.

Geçen yıllarda yapılan LNG anlaşmalarıyla birlikte, ülke 2027 itibarıyla en az 11 bcm yıllık LNG teminatına sahip olurken, kısa vadeli sözleşmelerle 3 yılda 15 bcm lik bir güvence elde etmiş durumda. Bu arayışlar, 2026-2028 arasındaki üretim artışıyla demlenen yurt içi gaz üretim kapasitesinin, tüketimin yaklaşık yarısını boru gazı dışından karşılamasına olanak tanıyor. Enerji verimliliği ve çeşitlilik arayışları, piyasada üç ana tedarikçinin konumunu yeniden şekillendirirken, Avrupa’daki gaz arzı koşullarıyla uyumlu esnek bir tedarik modeli kurulmasını da mümkün kılıyor.

Rusya ve İran ile sözleşmelerin sonu yaklaşırken, Türkiye’nin iki ülkeye olan boru gazı bağını sürdürmesi muhtemel görünse de miktarların düşürülmesi ve daha esnek şartlarla uzatılması öngörülüyor. Analistler, LNG’nin arz güvenliğini boru gazı ile eşitleyemeyeceğini vurgulayarak, Türkiye’nin önümüzdeki beş yıl içinde piyasa dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı bir enerji dengesi kuracağını belirtiyor. Türkiye’nin enerji politikasında çeşitlendirme çabaları, sadece iç talebi karşılamakla kalmayıp, Avrupa pazarlarına yönelik gaz akışını da dolaylı olarak etkileyebilir.

Boru gazı ithalatında sona yaklaşılan kontratlar kapsamında Türkiye, 2016’dan bu yana uzanan ve karar vericilerin dikkatle yönetmesi gereken uzun vadeli bağlantılar kurdu. Türkiye’nin beş LNG terminaliyle yıllık yaklaşık 58 bcm’lik bir kapasiteye ulaştığı, deniz yoluyla ithalata dayalı bu kapasitenin ithalat hacmini güvence altına aldığı değerlendiriliyor. Bu çerçevede, 2027’den itibaren en az 11 bcm LNG teminatı ve yaklaşık 15 bcm kısa vadeli LNG hacmi Türkiye’nin enerji güvenliğini güçlendiriyor. Ayrıca, iç üretim projeleriyle 2026’da 7 bcm, 2028’de ise yaklaşık 14 bcm’lik üretim hedefleniyor; bu da iç talebin %20’sinden fazlasını yerli gazla karşılayabilecek bir üretim kapasitesini işaret ediyor.

Rusya ve İran ile devam eden boru hattı sözleşmelerinin toplam hacmi ise yaklaşık 31 bcm düzeyinde; Azerbaycan ile olan 9.5 bcm’lik boru hattı kontratı bu bağlamda kritik bir yer tutuyor. Uzmanlar, Rus gazının maliyet ve arz güvenliği avantajları nedeniyle kısa vadede tamamen durdurulmasının tercih edilmeyebileceğini, fakat fiyat rekabetçiliği ve pazarlık gücünü artıracak şekilde kademeli bir azaltmanın mümkün olduğunu belirtiyorlar. Enerji Bakanı Bayraktar ise çeşitli kaynaklardan olabildiğince ucuz gaz sağlama hedefini vurgulayarak, Rusya, Azerbaycan, İran, Türkmenistan ve diğer potansiyel tedarikçilerden mümkün olduğunca gaz temin etmenin gerekliliğini ifade ediyor.

Ek gaz kullanımının geleceğe dönük amacı olarak Karbuz, Türkiye’nin Rusya ve İran gazını iç tüketimde kullanarak kendi üretimini veya ithal LNG’yi başka ülkelere ihraç etme potansiyelini hatırlatıyor. Avrupa Komisyonu’nun Rus gazını 2028’den itibaren durdurma planı da bu stratejide çeşitlilik ve güvenliğin artırılması yönündeki gerekliliği ortaya koyuyor. Türkiye’nin bu yönde Macaristan ve Romanya gibi Avrupa ülkeleriyle kurduğu gaz ilişkileri, arz rotalarının çeşitlendirilmesi açısından örnek oluşturuyor.