Geçtiğimiz günlerde Washington merkezli Brookings Enstitüsü’nün başekonomisti Robin Brooks, Türkiye’nin ekonomi politikaları nedeniyle kaçınılmaz bir devalüasyon sürecine sürüklendiğini ileri sürdü. Brook, sosyal medya paylaşımında Türkiye’nin döviz krizlerine karşı kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefetten bağımsız hareket etmesi gerektiğini savundu. Türkiye’nin cari açığının sürekli dalgalanması, Merkez Bankası’nın rezervlerini tüketerek bu açığın karşılanmasıyla finanse ediliyor görüşünü dile getirdi. Brook’un notunda, büyümeyi sürdürülebilir kılmanın tek yolunun ithalatı güçlendirmek ve devalüasyonu kaçınılmaz kılan bir süreçte büyümeyi devam ettirmek olduğuna vurgu yapıldı.
Bu görüşe paralel olarak Türkiye’de TL’nin gelecekteki seyrine dair farklı bakışlar da ortaya çıktı. DW Türkçe’nin haberinde, Stratejistanbul Financial Solutions (STRFS) Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, hükümet ve Merkez Bankası’nın 2001’deki devalüasyondan sonra serbest kur rejimine geçiş yaptığını hatırlatarak, güncel kur hareketlerinin yönlendirilmiş bir pariteye işaret ettiğini belirtti. Çelebi, Merkez Bankası ya da hükûmetin döviz kuru üzerinde yoğun bir etkiye sahip olduğunu ve Türkiye’de de yönlendirilmiş bir kur rejiminin olduğunu ifade etti.
“TL güçsüz değil” görüşünü paylaşan Çelebi, uzun vadeli trendlerde TL’nin doğal bir güçlü konumda olmadığını, ancak kısa vadede döviz kurlarındaki yükselişin enflasyon ve faiz hareketlerinin gerisinde kalması nedeniyle dış ticarette sorunlar doğurduğunu kaydetti. Enflasyonla mücadele edilip kur dengesi sağlandığında döviz kurunu yönetmenin daha kolay hale geleceğini belirtti. Çelebi, enflasyonda gerçek ve hızlı bir kontrol sağlanırsa döviz kurunu sabit tutmaya yönelik çabaların da azalacağını ifade etti. Ayrıca, yıllara yayılan müdahalelerin ardından enflasyon yüzde 50’nin üzerinde olduğu dönemde bile hükümetin kısa vadeli adımlarla ilerlediğini belirtti.
Hükûmetin programına rağmen dolar/TL beklentisi artıyor. TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi verilerine göre, cari yıl sonu için döviz kuru beklentisi önceki dönemde 43,96 TL iken 43,85 TL’ye geriledi; 12 ay sonrası için ise 48,36 TL’den 48,96 TL’ye yükseldi. Piyasaların siyasi gelişmelerden etkilenmesi sürüyor ve Borsa Istanbul’da yaşanan dalgalanmalar bu süreçte belirleyici oldu. İmamoğlu’nun gözaltı süreci ile başlayan hareketlilik, kurda ve CDS’deki gelişmeleri etkiledi.
Yakın vadede devaluasyon beklenmiyor. Marbaş Menkul Değerler Baş Ekonomisti Doç. Dr. Caner Özdurak’a göre, TL’nin yakın gelecekte dramatik bir devalüasyon yaşayacağı yönündeki bir öngörü bulunmuyor. TCMB’nin son faiz indirimi sonrası, kurlarda kısa vadeli hareketler devam edebilir; ancak yıl sonuna kadar uygulanacak faiz politikalarıyla TL’de herhangi bir aşırı değer kaybı beklenmiyor. Özdurak, enflasyonla mücadele ve faiz politikalarının koordinesi halinde kurlarda iyileşme yaşanabileceğini, fakat politika değişikliğinin zarar getireceğini vurguluyor. Yılsonu için enflasyon %30,5 civarında ve politika faizi %35–37 aralığında bir projeksiyon öne çıkıyor.
Devalüasyon nedir? Söz konusu kavram, bir ülkenin para birimini ekonomik ve ticari dengeleri yeniden yapılandırmak amacıyla değer kaybettirme süreci olarak tanımlanıyor. Türkiye’de geçmişte farklı dönemlerde devalüasyonlar uygulanmış olsa da 2001 sonrasındaki serbest kur rejimiyle döviz kurları piyasa güçleriyle belirlenir hale geldi. TL’nin değer kayıpları, döviz kurlarında yükselişler ve ticari hayatın etkilenmesiyle gündeme geliyor; bu durum, ihracatı artırma ve dış ticaret açığını azaltma hedeflerini içeriyor.