Avrupa’nın mali dinamiklerinde köklü bir değişim yaşanıyor. Yıllardır krizlerin merkezinde görülen Yunanistan, sıkı mali disiplin ve dönüşüm paketlerinin meyvelerini toplamaya başlarken, artık bu ödünün “en borçlu ülke” unvanını İtalya’ya devretmeye doğru ilerliyor. 2020’den beri kamu borcunun GSYH’ya oranında kaydedilen büyüleyici iyileşme, Atina’yı riskli konumdan uzaklaştırıyor ve uluslararası piyasadaki güvenilirliğini güçlendiriyor.
Kurtarma paketleriyle ayakta duran Yunan ekonomisi, yaklaşık on yıl süren yardımların ardından makroekonomik istikrarı sağlamaya yakın görünüyor. Yetkililer, yeni dönemde borç stoğunu azaltma hedefini sürdürürken, 7 milyar euroluk eski borcun vadesinden önce ödenmesini planlıyorlar. Bu yaklaşım, hükümetin finansal güvenilirliğini pekiştirirken risk primlerini de aşağı çekiyor.
Yunanistan mı, yoksa İtalya mı? Bu süreçte İtalya’da ise durum biraz daha farklı. Roma’nın bütçe projeksiyonları, kamu borcunun 2025’te 137,1’e, 2026’da ise 138,6’ya çıkacağını gösteriyor. Düşük büyüme, yüksek faiz yükü ve enerji sübvansiyonları gibi etkenler, İtalya’yı Avrupa’nın en yüksek borç oranına sahip ülkeler arasında konumlandırıyor. Üçüncü büyük ekonomi olarak bölgeyi etkileyen bu eğilim, Avrupa’nın genel kırılganlığını da artırıyor.
Fransa ve İspanya da dikkat çekiyor. Borç oranlarında Fransa yaklaşık %111,8 ve İspanya yaklaşık %106,4 ile liste başını paylaşırken, geçmişin kriz sembolü olan Yunanistan’ın attığı disiplinli politikalar bu ülkelerde de umut verici bir izlenim yaratıyor. Ancak İtalya gibi sistemik önem taşıyan bir ekonominin borç yükündeki büyüme, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası’nın gelecekte daha sıkı denetimler ve sürdürülebilirlik önlemleri gündeme getireceğini gösteriyor.