Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyon ve faizler eşliğinde çalışanların görece yoksullaşmasıyla mücadele ederken, siyasi krizlerin çözüme olan güveni zayıflatması sergileniyor. Hükümetin uygulamaları ve borçlanma politikaları vatandaşın üzerinde yeni faturalar getirirken, CHP’nin aldığı kararlar bu tabloya ek yük olarak değerlendiriliyor. Ekonomideki kırılganlıklar, bazı uzmanlar tarafından kısa vadeli piyasa hareketleriyle açıklanırken, “mutlak butlan” kararının etkileri konusunda farklı görüşler öne sürülüyor.

Prof. Dr. Veysel Ulusoy, “10 milyar dolar satışı ülkede uzun vadeli maliyetlere yol açabilir” diye görüş belirtirken, piyasaların kısa vadeli hareketlerini analiz eden Dr. Cüneyt Akman, vadeli finansman araçlarının ve varlık fonunun devreye girdiğini ancak bu adımların sürdürülebilir olmadığını vurguluyor. Açıklamalar, enflasyonun yüksek seyrini koruduğu bir dönemde TL’nin aşırı değerlenmeye istemeden yol alabileceğini ve cari açığın belirginleşebileceğini gösteriyor. Akman ayrıca, Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu’nun Mart 2026 itibarıyla 360,8 milyar dolar açık verdiğini belirtti ve yüzde 37 politika faiziyle dünyanın en yüksek ikinci faiz oranlarından biri olduğunu hatırlattı.
“Bu kumarhane düzenidir” ibaresiyle özetlenen eleştiriler, borsa ve döviz piyasalarında görünenden daha derin bir manipülasyon kaygısını gündeme getiriyor. Ekonomist İnan Mutlu, kararların önceden belirli çevrelerce bilindiğini iddia ederken, piyasalarda beklenmeyen hareketlerin milyonlarca kişinin birikimlerini tehdit ettiğini vurguluyor.
Yazık değil mi vatandaşa? Finansal piyasalar uzmanı İris Cibre, ülkenin kırılganlıklarının savaş ve mutlak butlan kararlarıyla daha da derinleştiğini belirtiyor. Şu an itibarıyla sermaye akımlarında zayıf bir görünüm var; reel ekonominin güvenini yeniden inşa etmek için rezervlerin nasıl kullanılacağı ve uzun vadeli stratejilerin ne şekilde uygulanacağı merak ediliyor. Bu süreçte “rezervler nereden sağlanacak ve hangi yollarla istikrar sağlanacak?” soruları öne çıkıyor.