Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın, uzayda füzeler göndererek oluşturmayı hedeflediği devasa nükleer savunma sistemi projesi, uluslararası arenada büyük bir tartışma ve endişe kaynağı haline geldi. Bu proje, özellikle Çin ve Rusya başta olmak üzere, “Küresel Güney” ülkelerinde ciddi bir alarm durumu yaratıyor. Bu ülkeler, söz konusu girişimin yeni bir silahlanma yarışını tetiklediği ve bölgesel istikrarı tehdit ettiği görüşünde birleşiyorlar.
Çin ve Rusya, projeyi “istikrarı temelden sarsan, bölgesel ve küresel güvenliği tehlikeye atan tehlikeli bir adım” olarak niteliyor. Kuzey Kore ise, projeyi “dünyanın en büyük silahlanma hamlesi” olarak tanımlayarak, ABD’nin bu girişimden vazgeçmesini talep etti. Bu ülkeler, Washington’un bu kararlılığını, yeni bir silah yarışını körükleyen ve bölgesel dengeleri altüst eden bir hamle olarak görüyorlar.
Trump yönetimi, bu savunma kalkanını, görev süresi tamamlanmadan hayata geçirmek istiyor. Uydu destekli ve yüksek teknolojili bu sistem, hipersonik füzeleri, atmosfer altı seyir füzelerini ve diğer hızla hareket eden tehditleri önceden tespit edip imha etmeyi amaçlıyor. Amaç, ABD’nin ana karasını ve stratejik noktalarını, bu gelişmiş füze tehditlerinden korumak. Ancak, bu sistemin devasa altyapısı, Rusya ve Çin gibi ülkelerin olası fırlatma noktalarına karşı da etkili bir savunma sağlamak amacıyla çok geniş bir alanı kapsayacak şekilde tasarlanıyor.
ABD’nin planladığı “Altın Kubbe” sistemi, yalnızca karasal altyapılardan ibaret olmayacak; aynı zamanda binlerce uyduyu da kapsayacak şekilde uzay tabanlı bir savunma ağı içeriyor. Kongre raporlarına göre, yalnızca Kuzey Kore gibi küçük tehditlere karşı bile binin üzerinde uzay tabanlı önleyici sistemine ihtiyaç duyulacak. Bu sayının, Çin ve Rusya gibi güçlere karşı etkili olabilmesi adına on binlere ulaşması gerekebilir. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan uzman Tong Zhao, bu sistemin güçlendirilmiş bir ABD’nin, diğer ülkelerde anti-uydu ve karşı-uzay teknolojilerinin gelişmesine neden olabileceği endişesini dile getiriyor.
Çin, halihazırda 700’den fazla karasal nükleer başlık taşıyan ve bu sayıyı sürekli artıran bir güç konumunda. Yeni denizaltılar, uzun menzilli balistik füzeler ve hava tabanlı nükleer sistemlerle donanmış Çin, nükleer kapasitesini hızla genişletiyor. Rusya ise, 2018’de Batı’ya karşı yeni nesil silahlarını tanıtarak, hipersonik füzelerini ve gelişmiş nükleer altyapısını sergiledi. Bu iki ülke, ABD’nin bu yeni savunma sistemine karşı, kendi nükleer caydırıcılıklarını güçlendirmeye devam ediyorlar.
Uzmanlar, bu tür savunma projelerinin, nükleer silahların sayısının ve hızla hareket eden füze teknolojilerinin artmasına neden olabileceği konusunda uyarıyor. BM Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü’nden Pavel Podvig, bu durumu “bir illüzyon” olarak nitelendiriyor ve ekliyor: “Kendinizi koruyabileceğinize inanmanız, aslında yeni silahların üretimini teşvik eder. Bu da, ülkeleri yüzlerce yeni füze ve nükleer başlık üretmeye zorlar. Sonuç olarak, her iki taraf da daha tehlikeli bir silahlanma yarışına sürüklenir.”
Washington ise, bu yeni savunma sisteminin uzayı silahlandırmadığı ve sadece savunma amaçlı olduğu iddiasını sürdürüyor. ABD Uzay Kuvvetleri komutanı General Anthony Mastalir, Çin’in uydu ve uzay araçlarında yaptığı “it dalaşı” manevralarına dikkat çekerek, Pekin’in çatışmalara hazırlık içinde olduğunu belirtiyor. Bu gelişmeler, uluslararası güvenlik ortamında yeni bir döneme işaret ediyor ve bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
1
Avrupa Birliği’nin Hayvan Refahı ve Sahipsiz Hayvan Sorunu İle İlgili Çalışmaları
2
New Jersey’deki Gizemli Dronlar ve Radyoaktif Materyal Arayışı
3
2024 Yılı Ülkelerin Güvenlik Durumu: En Güvenli ve En Tehlikeli Ülkeler
4
Leicestershire’da Roma Dönemine Ait Tarihi Hazine Bulundu
5
Kritik Altyapıların Kesintiye Uğrayabileceği Günlerde Evde Nakit Bulundurmanın Önemi