Harvardlı beslenme uzmanı Amy Shah, günümüzde piyasada satılan birçok gıdanın aslında beynimizi ve sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilecek gizli katkı maddeleri içerdiğine dikkat çekiyor. Bu maddelerin, tüketicilerin fark etmeden daha fazla açlık hissetmesine ve sağlıksız yeme alışkanlıklarının pekişmesine neden olduğunu belirtiyor. Shah, bu ürünlerin beyninizi adeta ele geçirip, sizi daha çok yemeğe teşvik eden karmaşık kimyasal yapılar barındırdığını vurguluyor.
Independent Türkçe’nin aktardığına göre, Amy Shah, satın alınan paketli gıdaların içeriğinde gizlenen ve çoğu zaman fark edilmeden tüketilen toksik katkı maddelerine dikkat çekiyor. Bu maddelerin, beyninizdeki doygunluk ve tokluk hormonlarını olumsuz etkileyerek, sürekli açlık hissi ve duygusal yeme davranışlarını tetiklediğini söylüyor. İnsanların, bu ürünlerin üzerindeki etiketi dikkatle okumalarını ve bilinçli tercihler yapmalarını öneriyor.
Monosodyum Glutamat (MSG) Shah, MSG’nin birçok işlenmiş gıdaya aromayı artırmak amacıyla eklendiğini ve bu katkı maddesinin pankreasın aşırı insülin salgılamasına neden olduğunu belirtiyor. Bu durum, vücutta insülin seviyelerinin hızla yükselip düşmesine yol açar ve böylece insanların daha fazla açlık hissetmesine neden olur. Ayrıca, MSG’nin diyabet ve obezite ile yakın ilişkili olduğu bilimsel araştırmalarla destekleniyor. MSG, aynı zamanda beynin uyarılmasına ve aşırı aktivasyona neden olan eksitotoksinler arasında yer alır; bu da beyin hücrelerinin zarar görmesine ve ölümlerine yol açabilir.
Rafine Un ve Rafine Şeker de sağlığa zararlı olan diğer katkı maddeleri arasında bulunuyor. Rafine un, kepek ve ruşeymin çıkarılmasıyla şeker benzeri özellikler kazanır ve besin değerleri azalır. Bu durumda, vücut insülin seviyelerini hızla artırıp düşürür, bu da kişilerin daha kısa sürede tekrar açlık hissetmesine neden olur. Aynı zamanda, rafine şeker de kan şekerinde ani yükselmelere sebep olur ve enerji dalgalanmaları yaratır. Beslenme uzmanı Shah, özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubuna dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor çünkü bu katkı maddesi, gazlı içecekler, hazır meyve suları ve paketlenmiş atıştırmalıklarda sıkça bulunur ve metabolizmayı olumsuz etkiler.
Yapılan araştırmalar, bu katkı maddesinin tokluk hormonu olan leptinin salınımını yavaşlattığını ve böylece kişinin daha fazla yeme isteği duyduğunu gösteriyor. Bu da özellikle kilo kontrolü ve sağlıklı beslenme açısından önemli bir risk faktörüdür.
Glüten genellikle işlenmiş gıdalarda bulunan ve dikkatli tüketilmesi gereken bir protein bileşiğidir. İşlenirken, glütene şeker benzeri özellikler kazandırılıyor ve bu da inflamatuar etkilerin artmasına neden oluyor. Shah, glütene maruz kalmanın bağırsaklarda inflamasyona yol açabileceğini ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor. Bu nedenle, bir ay boyunca glütensiz beslenmenin, vücutta nasıl bir değişiklik yarattığını gözlemlemek faydalı olabilir. Bu süre zarfında, kişinin kendini daha iyi hissetmeye başlayıp, isteklerinin kontrol altında olup olmadığını fark etmesi mümkündür.
Harvardlı uzman, sağlıklı ve doğal gıdaların tüketiminin, beyninizi ve genel sağlığınızı korumak adına çok önemli olduğunu belirtiyor. Özellikle, polifenoller içeren besinlerin, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye ve toksinleri temizlemeye yardımcı olduğunu söylüyor. Bu maddelerin, açlık ve sağlıksız gıdalara olan isteği azaltmada anahtar rol oynadığını vurguluyor:
Shah, bu besinleri düzenli tüketmenin, sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürmek adına önemli olduğunu belirterek, özellikle işlenmiş ve katkı maddesi içerikli gıdalardan uzak durulması gerektiğine vurgu yapıyor. Bu sayede, beyniniz daha iyi çalışacak, istekleriniz kontrol altında olacak ve genel sağlığınız korunmuş olacak.