Küresel piyasalarda yaşanan jeopolitik gerilimler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı attığı adımların etkisiyle artan satış baskısını derinleştirdi. Orta Doğu’daki riskler, ticaret politikalarına dair belirsizlikleri sürdürürken, petrol fiyatlarındaki yükseliş enflasyon baskısını güçlendirme kaygısını pekiştirdi. İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu yetkililerinden gelen Hürmüz Boğazı’nı geçişlere kapatacakları yönündeki açıklamalar ve bu karara karşı beklenen müdahaleler, petrol arzında kritik bir geçiş noktası olan bölgenin önemini bir kez daha vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ı ABD ve İsrail için “acil bir tehdit” olarak nitelendirerek, şu ifadelerle durumu özetledi: “ABD ordusunun en sert hamlesi henüz yapılmadı; gelecek aşama İran için daha zorlu olacak.” Ayrıca enerji maliyetlerindeki artışın petrol fiyatlarını yukarı çekeceğini söyleyerek, bu yükselişi hafifletmek için adımlar atacağını belirtti. Hürmüz Boğazı, enerji arzı açısından pek çok ekonominin yaşam damarı konumunda olup, kapanması orta vadede imalat sanayi maliyetlerini tetikleyebilir ve bu da küresel tedarik zincirlerinde yeni riskler doğurabilir.
Deniz yoluyla taşınan ham petrolün yaklaşık beşte biri bu kritik rota üzerinden küresel pazarlara ulaşıyor; Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üreticilerin sevkiyatları için bu geçit hayati nitelikte. İran’ın misillemesiyle bölgedeki petrol ve doğal gaz üretimine yönelik saldırılar artarken, Ras Tanura’daki Aramco tesislerine düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırıları da piyasaların yönünü yukarı taşıdı. Katar’daki Ras Laffan LNG tesisinin üretiminin durdurulduğuna ilişkin duyumlar da piyasalarda endişeyi güçlendirdi.
Brent petrolün varil fiyatı Ocak 2025’ten bu yana ilk kez 80 doların üzerine çıktı. Jeopolitik tansiyon ve enerji arzı riskleri, Fed politikalarıyla ilgili belirsizlikleri de derinleştirdi. Analistler, Fed’in Haziran toplantısında gevşeme ihtimalinin zayıflayabileceğini ve temmuz itibarıyla faiz oranlarının yüzde 3,50-3,75 aralığında tutulabileceğini öngörüyor. Ayrıca ABD ekonomisindeki iş gücü verileri ve küresel gelişmeler, bu politika öngörülerini şekillendirecek kritik unsurlar olarak öne çıkıyor.
Kuveyt Türk Yatırım Araştırma Direktörü Kutay Gözgör’e göre, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması dünya enerji piyasalarında ciddi bir arz şoku potansiyeli yaratıyor. Boğazın fiilen trafiğe kapalı olması, lojistik maliyetleri ve sigorta primlerini yükselterek Brent petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açıyor ve bu durum yalnızca petrol fiyatlarını yükseltmekle kalmıyor; küresel tedarik zincirlerinde yeni bir maliyet enflasyonu dalgasını tetikleme riski taşıyor. Piyasalarda artan belirsizlik, risk iştahını azaltırken güvenli liman taleplerini ve enerji emtialarına yönelik spekülatif talebi güçlendiriyor.
Gözgör, enerji arzındaki belirsizliklerin merkez bankalarının yol haritasını da etkileyeceğini belirterek, “bekle-gör” yaklaşımının daha katı bir çerçeveye oturabileceğini söyledi. Enerji şokunun çekirdek enflasyona geçişkenliği ve enflasyon beklentilerini yukarı itmesi, Fed’in olası faiz indirimlerini ertelemesine yol açabilir. Türkiye özelinde ise Merkez Bankası’nın artan enerji maliyetlerini ve cari baskıları dikkatle izleyerek 12 Mart toplantısında faiz indirimlerine ara vermesini ve temkinli duruşu sürdürmesini bekliyoruz.
“TEMKİNLİ İYİMSERLİK” ÇABASI EKSİLMEZSE DE RİSK ODakLI DENGELEME açısından bakıldığında, Borsa İstanbul’da jeopolitik riskler nedeniyle dalgalı bir dönem hâkim görünüyor. Artan enerji maliyetleri ve değişen küresel faiz beklentileri, özellikle sanayi ve bankacılık endekslerinde kısa vadeli baskılara işaret ediyor. Buna karşın şirketlerin nakit akışları ve döviz pozisyonları önem kazanıyor; bu süreçte yatırımcıların haber akışına karşı temkinli hareket etmesi daha akıllıca olabilir. Sonuç olarak, enerji arz güvenliğine dair endişeler ve merkez bankalarının enflasyon hassasiyeti, ilerleyen dönemde piyasalarda risk odaklı dengelenme çabasının ön plana çıkacağını gösteriyor.