Güney Amerika kökenli olduğu düşünülen bu mumya, Torino Üniversitesi Antropoloji ve Etnografi Müzesi’ne (MAET) 1930’dan önce herhangi bir belge veya kazı bilgisi olmadan bağışlandı. Ancak, özellikle yüz bölgesindeki belirgin dövmelerin fark edilmesiyle, araştırmacıların dikkatini çekti. Bu gizemli mumya, yüzü ve vücut yapısıyla hem bölgesel gelenekleri hem de benzersiz özellikleriyle dikkat çekiyor.
Yakın zamanda, uluslararası bir araştırma ekibi tarafından gerçekleştirilen detaylı analizler, mumyanın yapısı ve kökeni hakkında yeni bilgiler ortaya koydu. Çalışmalarda, mumyanın hem yüz hem de vücut desenleri ve kullanılan mürekkep detaylı biçimde incelendi. Ayrıca, karbon tarihleme analizleri, mumyanın yaklaşık olarak MS 1215 ile 1382 yılları arasında yaşamış olduğunu gösterdi. Bu bulgular, mumyanın Orta Çağ öncesi döneme ait olduğunu netleştiriyor.
İncelemeler sırasında, mumyanın bedeni sıkıca bükülmüş ve oturur pozisyonda olduğu tespit edildi. Ayrıca, vücuda yapışmış olan eski tekstil parçaları, karbon tarihleme ve diğer laboratuvar analizleriyle detaylandırıldı. Bu bulgular, mumyanın korunma durumunun oldukça iyi olduğunu ve zaman içinde ciddi bozulmalara uğramadığını gösteriyor. Guruplar ve gelenekler hakkında ipuçları sunan bu bulgular, mumyanın Güney Amerika’nın eski kültürlerine ait olma olasılığını güçlendiriyor.
En dikkat çekici detaylardan biri ise, mumyanın yüzündeki ve vücudundaki dövme desenleriydi. Infrared reflektografi tekniği kullanılarak yapılan incelemeler, yüzün sağ yanağında üç, sol yanağında ise bir adet olmak üzere toplam dört belirgin çizgi ve sağ bilekte yer alan S şeklinde karmaşık bir işaret ortaya çıkardı. Bu desenlerin, Antik And toplumlarında nadir görüldüğü ve özellikle S şeklindeki dövmenin bölgeye özgü ve benzersiz olduğu belirtildi. Bu detaylar, mumyanın sosyal veya dini bir anlam taşıdığına işaret ediyor olabilir.
Yüz dövmelerinde kullanılan mürekkebin yapısı, invaziv olmayan yöntemlerle detaylı biçimde analiz edildi. Kömür temelli geleneksel mürekkep yerine, ekip kömür yerine manyetit (bir demir oksit minerali) ve az miktarda ojit (augite) tespit etti. Bu minerallerin özellikle Güney Peru bölgesinde bulunması, mumyanın kökenine dair önemli ipuçları sağladı. Bu bulgular, mumyanın Güney Amerika’nın belirli bölgelerinden gelen ve bölgeye özgü dövme geleneklerini yansıtan bir kültürel miras olduğunu düşündürüyor.
Ancak, bu alanda uzman olan ve çalışmaya katılmayan Tennessee Arkeoloji Departmanı’ndan arkeolog Aaron Deter-Wolf, yüz desenlerinin stil açısından bölgedeki Güney Amerika geleneklerinden çok, Arktik veya Amazon topluluklarına benzediğini belirtti. Deter-Wolf, “Oksijen izotopu gibi ileri analiz yöntemleri kullanılarak, mumyanın kökeni hakkında çok daha detaylı ve ilginç sonuçlar elde edilebilir” dedi. Şu anda, izotop analizleri yapılmamış olsa da, bu tür çalışmaların mumyanın kültürel ve coğrafi kökenini daha net ortaya çıkaracağı öngörülüyor.
MAET ve uluslararası araştırmacıların, mumyanın yüz dövme desenlerinin anlamını ve kültürel bağlamını daha iyi anlamak adına çalışmalarını sürdürecekleri bildirildi. Bu çalışmaların, mumyanın nereden geldiği, hangi topluma ait olduğu ve yüz dövme geleneklerinin ne anlama geldiği gibi sorulara cevaplar araması bekleniyor. Ayrıca, yeni teknolojilerin kullanılmasıyla, mumyanın korunması ve detaylı analizi daha da geliştirilecek. Böylece, Güney Amerika’nın eski kültürlerine ait bu gizemli mumyanın sırları yavaş yavaş gün yüzüne çıkacak.
1
Elon Musk ve Anonymous Arasındaki Dijital Çatışma
2
“Old Smokers” Adı Verilen Yeni Bir Yıldız Türü Keşfedildi
3
Google 2024 Çevre Raporu: Yapay Zeka ve Veri Merkezlerinin Enerji Tüketimi
4
Deniz Buzlarının Azalması ve İklim Değişikliği Üzerindeki Etkileri
5
Yağmur Olasılığı: Anlamı, Hesaplanması ve Yanlış Anlamalar