Kraliçe arılar ve işçi arılar, genetik olarak neredeyse aynı DNA’ya sahip olmalarına rağmen, yaşam süreleri ve doğurganlıkları açısından çarpıcı farklılıklar göstermektedir. Kraliçeler, yıllar boyunca hayatta kalabilirken, işçi arılar sadece birkaç ay yaşamaktadır. Ayrıca, kraliçeler yaşamları boyunca sürekli olarak yumurta üretebilme yeteneğine sahiptirler. Bilim insanları, bu belirgin farklılığın ardındaki biyolojik mekanizmaları çözmenin, insan sağlığını kökten değiştirebilecek yenilikçi terapilerin kapısını aralayabileceğine inanmaktadır.
Projeyi yönetecek isimlerden biri, Queen Mary Üniversitesi’nde evrimsel genomik ve biyoenformatik alanında uzmanlaşmış olan Yannick Wurm. Aria tarafından atanan sekiz program direktöründen biri olan Wurm, arılar, karıncalar, eşek arıları ve termitler üzerinde çalışarak insan sağlığına katkı sunacak potansiyel çözümler aramayı hedefliyor. Wurm, bu konuda şunları ifade ediyor: “Doğanın bu zorlukları nasıl çözdüğünü anlayıp, tersine mühendislikle çözümler üretebilirsek, yaşlanmayı durdurmak, insan doğurganlığını artırmak, organ nakillerini kolaylaştırmak ve hastalıklarla mücadelede devrim yaratabiliriz.”

Kraliçe arılar, hayatları boyunca yumurtalarını döllendirmek için tek bir çiftleşme uçuşu sırasında birçok erkekten sperm toplar ve bu sperm, spermateka adı verilen özel bir organda depolanır. Bunun yanı sıra, işçi arılar tarafından üretilen ve “arı sütü” olarak bilinen zengin besin içerikli bir salgıyla beslenirler. Bu özel beslenme şeklinin, yaşam sürelerini uzatan antioksidanlar ve bağırsak mikrobiyotasındaki farklılıklarla birlikte önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir.
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen bir deneyde, kraliçe arılardan alınan bağırsak mikroplarının işçi arılara aktarılması sonucunda, bu arıların yaşam süresinin uzatıldığı gözlemlenmiştir. Bu tür bulgular, araştırmanın potansiyelini daha da artırmakta ve gelecekteki çalışmalar için umut vermektedir.

Araştırma kurumunun desteklediği diğer projeler arasında doğadan ilham alarak programlanabilir malzemeler ile plastiklerin yerine geçecek alternatifler geliştirmek, atmosferden enerji elde ederek sınırsız uçuş sağlamak ve bağışıklık sistemini yeniden yapılandırarak kanser ve otoimmün hastalıklarla mücadele etmek gibi yenilikçi projeler bulunmaktadır. Plastik karşıtı projeyi yürüten Ivan Jayapurna, Berkeley Üniversitesi’nden Aria’ya katılmıştır. Jayapurna, plastiklerin “kötü modern malzemelerin” simgesi olduğunu belirterek, insanlığın artık taş, tunç ve demir çağlarının ardından “plastik çağını” geride bırakması gerektiğini savunmaktadır.
1
Elon Musk ve Anonymous Arasındaki Dijital Çatışma
2
“Old Smokers” Adı Verilen Yeni Bir Yıldız Türü Keşfedildi
3
Google 2024 Çevre Raporu: Yapay Zeka ve Veri Merkezlerinin Enerji Tüketimi
4
Deniz Buzlarının Azalması ve İklim Değişikliği Üzerindeki Etkileri
5
Yağmur Olasılığı: Anlamı, Hesaplanması ve Yanlış Anlamalar