Nöroloji alanında uzmanlık yapan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, MS hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Multiple Skleroz (MS), merkezi sinir sistemi hücrelerinin etrafındaki myelin kılıfının inflamatuar ve demiyelinizan hasarına yol açan kronik bir hastalıktır. Bu hastalık, beyin ve omurilikteki sinir iletimini bozan ve zamanla çeşitli nörolojik sorunlara neden olan ilerleyici bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. MS terimi, hastalığın çok sayıda farklı bölgeyi etkilediğini ve bu bölgelerde oluşan sertleşmiş, skarlaşmış alanlara atfen kullanılır.

Dr. İke, MS’de bağışıklık sisteminin yanlış yönlendirilmesiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Vücudun savunma hücreleri, myelin kılıfını yabancı bir madde gibi algılayıp yok etmeye çalışırken, bu durum hastalığın gelişmesine neden olur. Burada, bağışıklık sisteminin zayıflaması değil, şaşkınlık veya yanlış yönlenme söz konusudur. Günümüzde yapılan araştırmalar, çeşitli viral enfeksiyonlar, çevresel faktörler ve genetik yatkınlığın bu şaşkınlığın ortaya çıkmasında etkili olabileceğine işaret etmektedir. MS hastalarının bağışıklık sistemi normal çalışmakla birlikte, yanlış hedefleri saldırmaktadır.

MS gelişiminde rol oynayan iki ana risk faktörü bulunmaktadır. İlki, yaşam biçimi ve çevresel etmenlerdir. Bunlar arasında:
İkinci grup ise genetik faktörlerdir. Aile öyküsü, MS riskini artıran önemli bir unsur olarak kabul edilir. Multipl Skleroz’da kalıtım genetik polimorfizmlerle ilgilidir ve özellikle HLA sınıf I ve HLA sınıf II genlerindeki varyasyonlar hastalık riskini önemli ölçüde artırmaktadır.
Hastalığın klinik seyri ve belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterir. MS, vücuttaki herhangi bir merkezi sinir sistemi bölgesini etkileyebilir ve buna bağlı çeşitli semptomlar ortaya çıkabilir. En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
Bu belirtiler genellikle birkaç gün içinde ortaya çıkar, zamanla artabilir veya düzelebilir. Bazı hastalarda ise belirtiler kalıcı hale gelebilir veya zaman içinde kötüleşebilir.
Yaklaşık 3 milyon kişinin dünya genelinde MS hastası olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise yaklaşık 50 bin civarında MS hastası bulunmaktadır. Hastalık, kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 1 ile 1,5 kat daha sık görülmekte ve genellikle 20-40 yaşları arasında tanı konmaktadır. Ancak, hastalık başlangıcı belirtiler ortaya çıkmadan önce de gerçekleşebilir ve 12 yaş altında veya 55 yaş üzerinde de vakalara rastlanabilir.
MS, merkezi sinir sisteminin kronik inflamatuar, demiyelinizan ve nörodejeneratif bir hastalığıdır ve bulaşıcı değildir. Bireylerde genellikle genç erişkinlik döneminde ortaya çıkar ve nörolojik açıdan ciddi engelliliklere yol açabilir. MS’nin bir ruh hastalığı veya zihinsel sorun olmadığını vurgulayan Dr. İke, hastalığın beyin ve spinal kordda demiyelinizasyon lezyonları oluşturarak ilerlediğini belirtmiştir. Bu lezyonlar, özellikle genç erişkinlerde travma veya başka nedenlere bağlı olmayan engelliliğin en önemli sebebidir.
MS, klinik seyri ve ilerleme biçimine göre dört ana türe ayrılmaktadır:
MS tanısı koymak için hastanın klinik durumu, nörolojik muayene bulguları, laboratuvar testleri ve görüntüleme teknikleri birlikte değerlendirilir. Özellikle MRI görüntüleri, beyin ve omurilikteki lezyonların yayılımını ve tipini göstererek tanıya önemli katkı sağlar. Ayrıca kan testleri ve beyin omurilik sıvısı incelemeleri de tanı sürecinde kullanılır.
Multipl Skleroz tedavisinde temel hedef, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Dr. İke, bu hedeflere ulaşmak için uygulanan tedavi yaklaşımlarını şöyle sıraladı:
Hastalığın olumsuz etkilerini azaltmak ve yaşam kalitesini yükseltmek adına çeşitli yaşam tarzı değişiklikleri önerilmektedir. Dr. İke, MS’li bireylere şu tavsiyelerde bulundu: