Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, çeşitli uluslararası platformlarda yaptığı konuşmalarda, Türkiye’nin ekonomik hikayesinin ve büyüme potansiyelinin birçok yatırımcıyı cezbettiğini savunuyor. Ancak, içerde ve dışarda yaşanan finansal zorluklar, hükümetin bu pozitif algıyı sürdürmesini güçleştiriyor. Bakanlığın yayımladığı İç Borçlanma Stratejisi ve Finansman Raporu, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yeni bir dış borçlanma planlamadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Rapora göre, bu üç aylık dönemde Hazine, toplamda yaklaşık 874 milyar lira tutarında bir finansman ihtiyacıyla karşı karşıya kalacak. Bu tutar, 733.3 milyar lira iç borç ödemeleri ve 140.7 milyar lira dış borç ödemlerinden oluşuyor. İlginç bir şekilde, yeni bir dış borçlanma planı bulunmuyor; bunun yerine, toplam ihtiyaç 803.7 milyar lira iç borçlanma ve diğer finansman kaynaklarıyla karşılanacak şekilde düzenlenmiş durumda.
Ekonomist Mahfi Eğilmez, bu duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Hazine’nin programında dış borç ödemesi var, fakat yeni dış borçlanma planı yok. Bu, bize borç verenlerin artık güvenini yitirdiği ya da faizlerin yüksek olduğu için dış borçlanmanın tercih edilmediği anlamına gelir” şeklinde görüş belirtti. Ayrıca, kredi risk primlerindeki artış ve piyasa göstergelerindeki olumsuz seyir, Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini ciddi ölçüde yükseltiyor.
19 Mart’ta gerçekleşen siyasi operasyonların ardından, uluslararası sermaye akışında ciddi bir azalma gözlemleniyor. Uluslararası danışmanlık şirketi Kearney’nin yaptığı araştırma, Türkiye’nin 2025 yılında yabancı yatırımcıların en güvenli 25 gelişmekte olan ülke listesine giremeyeceğini ortaya koydu. Üstelik, Türkiye yalnızca listede 14. sırada yer alan ülkeler arasında bulunuyor ve Arjantin, Mısır ile Tayland gibi ülkelerin gerisinde kalıyor. Kearney İstanbul Ofisi’nin kıdemli yöneticisi Emin Özuğur, bu durumu değerlendirirken, “Türk ekonomisinin yeniden güçlenebilmesi için makroekonomik istikrar ve şeffaf yönetişimin sağlanması şarttır” uyarısında bulundu.
Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisi, özellikle borç para verme ve tahvil satma alanında ciddi anlamda azaldı. Bu durum, Borsa İstanbul’a olan güvenin de erimesine neden oluyor. Güven kaybı nedeniyle, yabancı para girişleri halen beklenilen seviyelerde değil. Bu olumsuz gelişmeler, Türk şirketlerinin uluslararası piyasalardaki payını da giderek azaltıyor. Ekonomist Emre Akçakmak’ın hazırladığı grafiğe göre, MSCI gelişmekte olan ülkeler endeksinde Türkiye’nin payı 2000 yılında %3.7 iken, günümüzde bu oran %0.5’e kadar gerilemiş durumda. Aynı endekste, Türk hisseleri Filipinler ve Şili ile aynı seviyeye inmiş durumda, bu da Türkiye’nin piyasa cazibesinin ciddi oranda düştüğüne işaret ediyor.