Bir araştırmada konuşan Michael Snyder, zamanın yalnızca kademeli değişimlere yol açmadığını, gerçekten dramatik dönüşümlerin yaşandığını vurguladı. Orta yaşların başları ile erken 60’lar arasındaki bu dönemeçlerin, incelenen molekül sınıfları için de geçerli olduğu belirtildi. Yaşlanma ve yaşla ilişkili hastalıklar—Alzheimer, kardiyovasküler sorunlar gibi—risklerin artmasıyla yakından bağlantılı karmaşık bir süreç olarak ele alınıyor. Snyder ve ekibi, bu hastalık riskinin bazen uzun vadede yavaş ilerlemek yerine belirli bir yaşta ani yükselişler gösterebildiğini gözlemledi. Bu nedenle biyobelirteçleri daha yakından incelemeye karar verdiler.
Çalışma için 25 ile 70 yaş arasındaki 108 yetişkin, birkaç yıl boyunca düzenli aralıklarla biyolojik örnekler verdi. Katılımcı başına ortalama 47 örnek elde edildi; en uzun takip edilen birey ise 367 örnekle izlendi. Toplamda 626 gün süren süreçte RNA, proteinler, lipitler ve bağırsak, cilt, burun ve ağız mikrobiyomu dahil olmak üzere 135.239 özellik incelendi. Elde edilen veri miktarı 246 milyar veri noktasını aştı. Analizler, incelenen moleküllerin yaklaşık yüzde 81’inin bu iki önemli dönemde ya da her ikisinde belirgin değişimler gösterdiğini ortaya koydu.
İlk zirve orta 40’larda, ikinci zirve ise erken 60’larda görüldü ve her iki dönemdeki değişim profilleri birbirinden farklılık arz etti. Orta 40’larda lipidler, kafein ve alkol metabolizması ile bağlantılı moleküllerde ve kardiyovasküler hastalıklar, cilt ile kas fonksiyon bozukluklarıyla ilişkili değişimler dikkat çekti. Erken 60’larda ise karbonhidrat ve kafein metabolizması, kardiyovasküler hastalıklar, cilt ve kas yapısı, bağışıklık düzenlenmesi ve böbrek fonksiyonları öne çıktı. İlk zirvenin kadınlarda menopoz ya da perimenopoz dönemine denk geldiği gözlemlense de, araştırmacılar bu durumun ana etken olmadığını belirtti; erkeklerde de benzer moleküler değişimlerin aynı yaş aralığında görüldüğü dikkat çekti.
Çalışmanın başyazarı ve metabolom uzmanı Xiaotao Shen, menopozun kadınlardaki değişimleri tetikleyebileceğini ancak her iki cinsteki bireylerde de daha üzerinde durulması gereken başka faktörlerin de etkili olabileceğini vurguladı. Bu faktörlerin gelecekte öncelikli araştırma konuları arasında olması gerektiğini ifade etti. Ayrıca örneklem büyüklüğünün sınırlı olduğunu ve yalnızca 25–70 yaş aralığındaki bireylerden elde edilen biyolojik verilerin kısıtlı olduğunu belirttiler. Gelecekte daha geniş ve ayrıntılı çalışmalarla insan vücudunun zaman içindeki değişiminin daha net anlaşılabileceği ifade edildi. Çalışmanın Nature Aging dergisinde yayımlandığı not edildi.