DOLAR 44,3500 0.1%
EURO 51,4642 -0.1%
ALTIN 6.285,610,14
BITCOIN 3094401-2,20%
İstanbul
12°

PARÇALI BULUTLU

  • Footer 3
  • Footer 3
  • Footer 3
  • Footer 3
  • Footer 3
  • Footer 3
  • Footer 3
Amacı dindar bir köy kurmaktı: Dünyada tanımayan kalmadı, ne istese tersi oldu
  • Gazete Köşesi
  • Dünya
  • Amacı dindar bir köy kurmaktı: Dünyada tanımayan kalmadı, ne istese tersi oldu

Amacı dindar bir köy kurmaktı: Dünyada tanımayan kalmadı, ne istese tersi oldu

ABONE OL
6 Ağustos 2025 00:12
Amacı dindar bir köy kurmaktı: Dünyada tanımayan kalmadı, ne istese tersi oldu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Harvey Wilcox, küçük yaşlardan itibaren zorluklarla mücadele eden ve fiziksel engellerle hayatını sürdüren bir adamdı. Çocuk felci hastalığı nedeniyle bastonla yürümek zorunda kalmış, bu durum onun yaşamını ve hayata bakışını derinden etkilemişti. Fakat onun iç dünyası, bedensel kısıtlamalara rağmen hayallerle, umutlarla ve inançla doluydu. Yazmayı seviyor, evrakları düzenliyor ve Kansas’ta noterlik yapıyordu. Bu sayede hem toplumda saygın bir yer edindi hem de kendine ait bir yaşam kurmayı başardı. Evliliği, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu; sevgilisi olan eşinin hastalığının ilerlemesiyle büyük bir acı yaşadı. Bu acı, onu daha da güçlü kıldı ve tüm dikkatini işine verdi. Kısa sürede emlak piyasasında uzmanlaştı, bölgedeki gayrimenkulleri yakından tanımaya başladı. Tapu kayıtlarını tutarken bölgenin değerlerini öğrenmiş ve çevresindeki en iyi emlakçılardan biri olmuştu.

Wilcox’un Hayali: Dindar Bir Köy Kurmak

Harvey Wilcox, hayatındaki en büyük hayalini gerçekleştirmek için büyük bir adım attı. O, sadece büyük bir servet biriktirmek veya lüks bir yaşam sürmek istemiyordu; onun arzusu, doğayla iç içe, saf ve dindar insanların yaşadığı, alkol ve diğer zararlı alışkanlıkların olmadığı özel bir kasaba kurmaktı. Bu hayalini gerçekleştirmek için sevdiği kadın olan Daida ile evlendi. Daida, Almanya’da tanıştığı ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı genç bir kadındı. Wilcox’un bu hayali ona çok anlamlı ve önemli gelmişti. Birlikte, Los Angeles’a taşınmadan önce bu fikri detaylandırıp planlar yapmaya başladılar. Bu cesur adım, onları yeni bir yaşamın ve yepyeni bir topluluğun temelini atmaya yöneltti.

İkili, bu hayalini gerçekleştirmek için büyük bir özveriyle çalıştı ve Los Angeles’a taşınmadan önce bölgeyi araştırmaya başladı. Bu süreçte, kasabalarına yeni bir isim arayışına girdiler. Bir gün tren yolculuğu sırasında, Daida Almanya’dan duyduğu bir çiftliğin adını hatırladı: “Hollywood”. Bu isim, ona hem anlamlı hem de kulağa hoş gelen bir seçenek gibi görünüyordu. “Holly” kutsal anlamına gelirken, “wood” ise doğa ve sadelikle ilişkilendiriliyordu. Bu isim, onların hayallerindeki kasabaya çok uygun ve özeldi. 1886 yılında, Los Angeles’ın batısında 160 dönümlük bir arazi satın aldılar ve bir yıl sonra bu bölge resmi olarak “Hollywood Mahallesi” olarak kayıtlara geçti. Bu ad, zamanla dünya çapında tanınırlık kazandı ve onların hayallerinin ilk adımı oldu.

Kaderin Farklı Bir Planı

Wilcox ailesinin kurduğu bu küçük kasaba, başlangıçta pek çok özelliğiyle dikkat çekiyordu. Alkol ve kumar gibi zararlı alışkanlıklar burada yasaktı; evler geniş bahçeleri ve ağaçlarla çevriliydi. Sokaklar temiz ve düzenliydi, toplumda huzur ve dayanışma hakimdi. Ancak, bu huzur uzun sürmedi ve zamanla şehir büyüyerek farklı yönlere evrildi. 1888 yılında, Harvey Wilcox hastalandı ve 59 yaşında, beklenmedik bir şekilde hayatını kaybetti. Bu, onun için büyük bir kayıptı ve eşi Daida, tek başına hayalini sürdürebilmek için mücadele etti. Fakat zamanla, kasabaya yeni insanlar geldi ve onların ihtiyaçları farklı hale geldi. Gelenler arasında eğlence ve eğlence mekanları isteyenler de vardı; barlar, sinemalar ve çeşitli eğlence yerleri açılmaya başladı. Wilcox’un hayaliyle kurduğu kasaba, farklı bir yöne evrilmişti ve bu, kaderin başka planlarının olduğunu gösteriyordu.

Film Endüstrisinin Kalbi Hollywood

1900’lerin başında, Amerika’da film endüstrisi hızla büyüyordu. Ancak, bu gelişimin önünde büyük bir engel vardı: Thomas Edison’un patentleri ve baskıları. Edison, sinema makineleri ve görüntülerin kullanımı üzerinde sıkı kontrol sağlıyor, bu da film yapımcılarının işlerini zorlaştırıyordu. Ayrıca, Edison’un patentleri sayesinde, doğa ışığıyla çekim yapmak neredeyse imkansız hale gelmişti çünkü teknik ekipmanlar ışığa duyarlıydı ve doğal ışık yetersiz kalıyordu. Bu sorunların çözümünü batıda, güneşli iklimi ve uygun arazi fiyatlarıyla ünlü Kaliforniya’da aradılar. Güneşli hava, ucuz ve geniş araziler, yeni bir film endüstrisinin doğuşu için ideal ortam sağladı. 1907’de ilk film şirketleri Los Angeles’a taşındı ve 1910’da Hollywood’da ilk film çekimi gerçekleştirildi. 1911 yılında, Nestor Motion Picture Company, Wilcox’un kurduğu kasabanın tam ortasında ilk stüdyoyu kurdu. Bu adım, Hollywood’un hızla büyümesine ve sinema sektörünün merkezi haline gelmesine öncülük etti. Kısa sürede birçok film stüdyosu açıldı, sinemalar ve eğlence mekanları yaygınlaştı. Hollywood, artık sadece bir kasaba değil, dünya sinemasının kalbi olmuştu.

Yıldızlar Değil, Sokaklar Yaşıyor

Daida Wilcox, Hollywood’un hızla gelişmesine direnmedi, hatta bu dönüşüme destek verdi. Kendi elleriyle arazilerini bağışladı, kilise ve okulların yanı sıra sinemalar ve topluluk alanları açılmasına katkıda bulundu. Bu sayede, kasaba daha da canlandı ve toplum yaşamı zenginleşti. 1920’lere gelindiğinde, Hollywood sadece Amerika’nın değil, dünyanın en önemli sinema merkezi olmuştu. Bu büyümenin ardında, Harvey Wilcox’un hayali ve emekleri yatıyordu. O, bir sinemacı değildi, film yapımcısı olmayı amaçlamıyordu; onun hayali, sadece saf ve inançlı insanların yaşadığı bir kasabaydı. Ancak, onun kurduğu o küçük mahalle, zamanla milyonlarca insanın izlediği filmlerin çekildiği bir mekâna dönüştü. Wilcox ve eşi, bu büyük değişimin temel taşlarını attılar. Bugün, Hollywood’un sokaklarında gezerken, onların hayalini ve özverisini anmak gerekir; çünkü o ve eşi, bu eski kasabanın temelini oluşturdular ve bugün milyonların hayallerini süsleyen bu mekânın başlangıcını yaptılar.

En az 10 karakter gerekli