Türkiye, İran savaşında tarafsız kalma çabalarını yürütürken uzun geçmişinden gelen dersleri bugünkü karar süreçlerine dahil ediyor. Osmanlı tecrübesinden miras kalan riskli denge politikası, Türk diplomasisinin altın sayfalarından biri olarak görülüyor ve bugün için yeniden karşılaşılan sınamaları belirliyor.
Güç dengeleri içinde Türkiye, 2024 sonlarında Suriyeli gelişmelerden doğan bölgesel nüfuzunu artırma arzusunu sürdürürken, buna karşılık gereken askeri ve ekonomik kapasitenin dağılımını da dikkatle gözden geçiriyor. Dergide yer alan analizde, Türkiye’nin savunma sanayindeki mevcut zorluklar şöyle özetleniyor: S-400 krizi nedeniyle ABD yaptırımlarının etkileri ve hava savunma programlarındaki bağımlılığın uzun vadede yaratacağı güvenlik açıkları, Ankara’nın kararlarını şekillendiriyor. Hava sahası güvenliği alanında, İran’ın balistik füzelerinin Türkiye’nin kendi sistemlerine yeterince güvenmediği, NATO’nun ortak savunma mekanizmalarının devreye girdiği bir görüntüyü ortaya koyuyor.
Derin tarihsel rekabet ise iki ülke arasındaki uzun soluklu etkileşimin bugün bile nasıl bir gerilim kaynağı oluşturduğunu gösteriyor. Analizde, İran’daki istikrarsızlığın Türkiye için üç temel tehdit olarak elements olarak belirlendiği belirtiliyor: Mülteci baskısı, savaşın artmasıyla beklenen göç dalgasının ekonomiyi ve iç siyasetı zorlaması; Kürt meselesi, İran içindeki karışıklıkların bölgedeki Kürt hareketlerini tetikleme potansiyeli; İsrail’in bölgede artan etki alanı, İran’ın yalnız kalması durumunda Ankara’nın güvenlik kuşatması algısını güçlendirecek bir senaryo olarak öne çıkıyor.
İç istikrar ve süreçler konusundaki değerlendirme, İran savaşının Türkiye’nin iç barışını nasıl etkileyebileceğine odaklanıyor. PKK ile yürütülen çözüm süreci 2025 itibarıyla ivme kazanacak olsa da sınır ötesi silahlanma ve istikrarsızlık riski bu ilerlemeyi tartıyor. ABD’nin İranlı Kürtleri iç cephe olarak kullanma ihtimali, Türk makamları tarafından bir kabus olarak tanımlanıyor.
Ankara için yol haritası: Kenarda kalmak yeterli değil Analizde, Türkiye’nin bu türbülanslı dönemde yalnızca tarafsız kalmanın yeterli olmadığı; daha proaktif adımların gerekli olduğu güçlü bir şekilde vurgulanıyor. Öne çıkan başlıklar şöyle: bölgesel krizlerden bağımsız olarak Kürt meselesini iç hukuku üzerinden çözüme kavuşturmak; Irak ve Suriye ile güvenlik koordinasyonunu güçlendirerek bu ülkelerin istikrarını desteklemek; Ermenistan sınırında hareket alanını genişleten bir Orta Koridor kurarak ticaratı güvence altına almak. Son cümlede şu mesaj tekrarlanıyor: Tarafsızlık geçici bir strateji olabilir; ancak Türkiye’nin bu bölgesel türbülanslardan güçlenerek çıkması için kenarda beklemek artık yeterli değildir.
1
Avrupa Birliği’nin Hayvan Refahı ve Sahipsiz Hayvan Sorunu İle İlgili Çalışmaları
2
New Jersey’deki Gizemli Dronlar ve Radyoaktif Materyal Arayışı
3
Kritik Altyapıların Kesintiye Uğrayabileceği Günlerde Evde Nakit Bulundurmanın Önemi
4
2024 Yılı Ülkelerin Güvenlik Durumu: En Güvenli ve En Tehlikeli Ülkeler
5
Leicestershire’da Roma Dönemine Ait Tarihi Hazine Bulundu