Güç dengeleri etrafında şekillenen küresel gerilimler, özellikle gümrük tarifleri, teknolojiye yönelik kısıtlamalar ve kritik minerallerin kontrolü bağlamında, Pekin ile Washington arasındaki rekabetin yeni aşamalarını işaret ediyor. Taraflar, çip endüstrisinden yapay zekaya, nadir topraklardan tarımsal ürünlere kadar geniş bir yelpazede karşılıklı adımlar atıyorlar ve bu süreçte yaşanan gelişmeler birden çok alanda tırmanan tansiyonu gösteriyor.
Çin 9 Eylül’de nadir toprak elementleri ve bunların üretim teknolojilerine ilişkin ihracat kontrollerini artırırken, bu adımı 10 Eylül’de ABD’deki savunma ve teknoloji şirketlerini hedef alan yaptırım dalgası izledi. Aynı gün Qualcomm hakkında anti-tekel soruşturması başlatılması, Çin’deki rekabet otoritelerinin Amerikalı çip üreticilerine yönelik tetikte olduğunu gösterdi. Öte yandan ABD Başkanının açıklamaları, Çin menşeili ürünlere 1 Kasım’dan itibaren ekstra %100 tarife uygulanması ve kritik yazılımların ihracatının durdurulması yönünde sert bir sinyal taşıdı; bu, görüşmelerin yüz yüze devam ettiği bir dönemde bile gerilimin yüksek kalacağını gösteriyor.
Çin’in nadir topraklar konusunda başlattığı önlemler, elektrikli araçlar, akıllı telefonlar ve uzayla ilgili projeler gibi ileri teknoloji alanlarında kullanılan bu malzemelerin akışını hedefliyor. Lisans şartlarının sıkılaştırılması, Çin’de üretilen nadir toprakları ihraç eden yabancı firmaların da güvenlik gereklilikleri kapsamında düzenlemelere tabi kılınacağını gösteriyor. Ayrıca Çin, batarya üretiminde kullanılan malzemeler ile bazı süper sert metaller için de ihracat kısıtlamalarını genişletiyor.
APEC Zirvesi öncesinde bu kararların alınması dikkat çekti; ABD ile Çin arasındaki tarife görüşmeleri sürerken bu adımlar, küresel tedarik zincirinin güvenliğini ve arz güvenliğini nasıl etkiler sorusunu gündeme taşıyor. ABD’nin eski başkanı Biden döneminde başlayan çip ve teknoloji kısıtlamaları, Çin’in yanıtlarıyla birlikte küresel konuştukça genişleyen bir çerçeve oluşturuyor. 2024 yılında dünya genelinde nadir toprak üretiminin büyük bir kısmını karşılayan Çin’in bu alandaki etkisi, küresel pazaroğlunda belirleyici konumunu koruyor.
Trump’ın açıklamaları ve tutumları, Çin’e karşı daha sert bir ticaret politikası izleyeceklerini gösterdi. Ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesini işaret eden sözler, 1 Kasım’da ek tarife tehdidiyle birleşince, küresel piyasalarda endişelerin artmasına yol açtı. Ancak özel bir duruşla görüşmelerin yeniden yapılandırılması ve tarafların uzlaşmaya varması da mümkün görünüyor.
Çin’de yaptırımlar kapsamında dronlar ve savunma sanayisine yönelik teknolojileri hedef alan yeni yaptırımlar açıklandı. ABD’li chip üreticisi Qualcomm’a yönelik anti-tekel soruşturması da, Çin’in rekabet politikalarının denetlenmesi adına atılan adımlar arasında yer alıyor. Çin’in yaptığı açıklamalar, dünya çapında çip üretim kapasitesinin %70’inden fazlasını oluşturan ülkenin bu alandaki konumunu güçlendirme niyetini yansıtıyor.
Çip savaşı bağlamında, ABD’nin 2022’den bu yana uyguladığı ihracat kısıtlamaları ve 2023’te başlayıp 2024’e uzanan geniş kapsamlı stratejiler, Çin’in de katma değerli üretim ve malzeme akışı üzerinde baskı kurmasını sağladı. BIS’in ihracat kontrol listesine aldığı şirketler ve 2024’te başlatılan ek kısıtlamalar, küresel tedarik zincirlerinde kırılganlıkları büyütüyor.
Tarife restleşmesi konusuna gelince, 2022 yılında başlayan süreçten bu yana taraflar karşılıklı olarak tarife oranlarını değiştirerek bir dizi uzlaşma adımı attılar. Ancak bu uzlaşmalar, zaman zaman yeni görüşmelerin ve geçici çözümlerin uygulanmasıyla devam ediyor. Şu anki durum, tarafların kısa vadeli uzlaşmalara rağmen uzun vadeli bir işbirliği için güven oluşturma ihtiyacı hissettiğini gösteriyor.