
Tüm dünyada gıda maddelerinin ve doğal sağlık ürünlerinin kontaminasyonu, yani kirlenmesi konusunda artan bir endişe söz konusudur. Özellikle sanayileşme ve hızlı kentleşme ile birlikte ağır metallere maruz kalan canlıların en başında fotosentez yapan bitkiler gelmektedir. Bu bağlamda, Gerry Schwalfenberg, Stephen J. Genuis ve Ilia Rodushkin tarafından gerçekleştirilen son çalışma, hepimizin mutfaklarında sıkça yer alan çayın, özellikle Asya’dan Avrupa’ya uzanan geleneği hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışma, Journal of Toxicology‘de yayımlanmıştır.

Çay içme geleneğinin muhtemelen 3000 yıl önce Çin’de başladığı düşünülmektedir. Batı’da ise çayın tarihi daha yakın bir geçmişe sahiptir; 16. yüzyılda Portekizli keşişler ve tüccarlar aracılığıyla tanıtılmıştır. 17. yüzyılda İngiltere’de popüler hale gelmiştir. Çay, budanmadığı takdirde 15 metre yüksekliğe kadar büyüyebilen Camellia sinensis adlı bitkiden elde edilir. Çay bitkileri, yılda yaklaşık 127 santimetre yağış gerektirmekte ve asidik topraklarda yetişmektedir. Bu asidik topraklar, aşırı miktarda alüminyum ve florür içerebilir; bu da çay bitkilerinin bu bileşikleri emmesine ve yapraklarda biriktirmesine neden olmaktadır. Çay yapraklarında cıva, kurşun, arsenik ve kadmiyum gibi diğer toksik elementlerin de bulunduğu literatürde belirtilmiştir.


Küresel kömür kullanımının %47’si Çin’de gerçekleşmektedir. Bu toprak ve hava kirleticileri, kömürle çalışan elektrik santrallerinin kullanımıyla doğrudan ilişkilidir. Çin’deki kömür kullanımı 3,8 milyar tona ulaşmış olup, bu da küresel kömür tüketiminin %47’sini oluşturmaktadır. Kömür yakıtlı elektrik santralleri, Çin’deki enerjinin %70’ini sağlamaktadır. Elektrik santrallerinden yayılan kurşun ve cıva gibi kirleticiler, çocukların gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir; özellikle kurşun, çocukların gelişim katsayılarında önemli düşüşlere yol açmaktadır.

Çaylar genel olarak beş ana kategoriye ayrılmaktadır: beyaz, sarı, yeşil, oolong ve siyah çay. Bu çaylar, Kanada’daki çoğu süpermarkette kolaylıkla bulunabilir. Çalışmada, organik ve normal (organik olarak etiketlenmemiş) çayların yanı sıra sağlıklı gıda mağazalarındaki çaylar da incelenmiştir. Tüm çaylar, aynı özellikteki ayrı fincanlarda demleme için kullanılan çay poşetlerindeydi.

Çay, birçok faydalı ve tıbbi özellik taşımaktadır. Çalışmada, poşet çay olarak satılan siyah, yeşil, beyaz ve oolong çayları kullanılmıştır. Çaylar, 3 gruba ayrılmıştır: Çay yaprakları (ı), 3-4 dakika demlenen çay (ıı) ve 15-17 dakika demlenen çay (ııı). Toplamda 30 farklı çay üzerinde toksik element testi gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar mevcut verilerle karşılaştırılmıştır.
Sonuçlar:
Çay, magnezyum, kalsiyum, potasyum ve fosfor gibi çeşitli yararlı elementler de içermektedir. Ancak, bazı siyah çaylarda manganez seviyeleri aşırı yüksektir. Örneklenen çayların çoğunda ağır metal bulunmuştur. Yeşil çay, sağlık açısından gerekli olan az miktarda magnezyum, kalsiyum, potasyum ve fosfor gibi besin maddelerini sağlar. Ayrıca, çay bir tür antioksidan olan kateşin de içerir. Kateşin, hücre hasarını önleyen en faydalı antioksidanlar arasında yer almakta ve en çok beyaz ve yeşil çayda yüksek oranda bulunmaktadır.

Çay, türüne ve demleme yöntemine bağlı olarak 30 ila 90 mg/fincan arasında değişen oranlarda kafein içermektedir. Çay içmenin birçok faydası olduğunu söylemek mümkündür:

Çay içmenin birçok faydası bulunmasına rağmen, ağır metallere maruziyeti en aza indirmek için çayın kaynağı ve yetiştiği yer gibi faktörler dikkate alınmalıdır. Ayrıca, kullanılan suyun kalitesi ve demleme kaplarının materyali de önemlidir. Çayın kaynağı ve demleme süreçleri, içtiğimiz çayın kalitesini doğrudan etkileyen unsurlardır.