HSBC raporunda, 21 Mayıs’taki mahkeme kararının ardından siyasi arenada hareketlilik yaşanırken, Türkiye’nin makroekonomik durumu ile güven odaklı riskler masaya yatırılıyor. Ekonomi ekibi, Mayıs ayı boyunca görülen gelişmelerin en kritik yönünü, Haziran 2023’ten beri uygulanan istikrar ve dezenflasyon programının sürdürülebilirliğinin etkilenip etkilenmeyeceği olarak belirledi.
Merkez Bankası’nın mevcut yol haritasında herhangi bir siyasi engel görünmediğini ve politikaların temel çerçevesine bağlı kalmasının beklendiğini vurguluyoruz. Geçmiş krizlerden elde edilen dersler ışığında, Mart 2025’teki yerel siyasetin ve Mart 2026’daki küresel gerilimlerin Banka tarafından izlenen politika kalıplarıyla benzerlik taşıdığı dile getiriliyor. Mevcut durumda, petrol şokunun etkileriyle birlikte ana politika faizinin değişmeden kalması; bununla beraber likidite sıkılaştırma adımlarının sürdüğü belirtiliyor. Banka, 2025 yılında bazı müdahalelerin yetersiz kalması üzerine Nisan ortasında faizleri değiştirmedi; ancak bankalararası borçlanma maliyetlerini artıran operasyonlar yürüttü.
DOLARİZASYON İZLEMDİKÇE TAKİP EDİLİYOR: Banka raporunda, Şubat ayı verileri üzerinden şirketlerin döviz mevduatlarının sınırlı artış gösterdiği, hanehalkı mevduatında ise bir miktar azalış görüldüğü ifade edildi. Ancak bu tablo, iç denge tekrar bozulduğunda veya yabancı yatırımcı çıkışları derinleştiğinde değişebilir. HSBC, Merkez Bankası’nın rezervleri artırmaya yönelik geleneksel olmayan araçları kullanma istekliliğini önemsiyor ve net döviz pozisyonunun tek başına müdahale gücünü tam olarak yansıtmayabileceğini belirtiyor.
Son dönemde mahkeme haberinin ardından piyasada döviz satışı hareketinin yaklaşık 6 milyar dolara ulaştığı kaydediliyor; bu durum, kısa vadeli likidite dinamiklerini yeniden şekillendirebilir ve piyasa tepkilerini etkileyebilir. Gelecek dönemde döviz ve altın/ swap operasyonlarının oynayacağı rol konusunda dikkatli bir izleme gerekiyor.