ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmaların çözüme yönelik net bir anlaşmaya varılamaması, Orta Doğu’da risklerin artmasına yol açtı. Bu durum, dünya ölçeğinde enflasyonun yüksekte kalacağı spekülasyonlarını güçlendirdi; özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki akışın bozulması ve buna bağlı artan sigorta maliyetleri petrolün yüksek seviyelerde kalmasına neden oluyor. Böyle bir tablo, merkez bankalarının para politikalarında daha sıkı adımlar atma ihtimalini güçlendiriyor.
ABD tarafında son raporlanan enflasyon verilerinin beklentileri aşması, yatırımcıları Fed’e yönelik faiz artışı öngörülerine itti. Savaş öncesi dönemden farklı olarak piyasalarda, yıl içinde 2 kez faiz indirimi ihtimali kayboldu ve aralık toplantısında yüzde 70 olasılıkla 25 baz puanlık bir artış bekleniyor. Bu belirsizlik, tahvil piyasalarını baskılarken, ABD’nin kısa ve uzun vadeli tahvil getirileri son dönemde zirvelere yakın seyrediyor: 5 ve 10 yıllık tahvil getirileri yaklaşık 16 aydır yüksek seviyelerde; 20 yıla kadar olanlar ise son üç yılın en yüksek düzeylerinde hareket ediyor. 5 yıllık tahvil faizi %4,29, 10 yıllık %4,63 civarında; 20 ve 30 yıllık getiriler ise sırasıyla %5,17 ve %5,15’e yükselerek uzun vadeli kaygıları pekiştiriyor.
ECB’nin Profesyonel Tahminciler Anketi ışığında Avrupa’da belirsizlik hâkimiyetini sürdürüyor. Enerji maliyetlerindeki artış ve Orta Doğu’daki gerilimler, bölgenin ekonomik görünümünü baskılıyor; yıl içindeki enflasyon yine yüksekte seyrediyor ve büyüme beklentileri aşağı yönlü revize edildi. Ankete katılanlar, 2026 için büyüme tahminlerini aşağı çekerken 2027 ve 2028 için değişmeyen oranlarda kaldılar. Enflasyon rakamları yıllık bazda yaklaşık %3 seviyesinde; nisanda aylık enflasyon ise %1 olarak gerçekleşti. İngiltere’deki yerel seçimler sonrası siyasi belirsizlik olgusu tahvil piyasasında baskıyı artırdı; Alman ve İngiliz 10 yıllık tahvil getirileri uzun süreli rekor seviyelere yaklaştı.
Asya’da da benzer dinamikler gözlemleniyor. Japon yeninin dolar karşısında zayıflaması enflasyon baskısını tetiklerken, tahvil piyasasında satış baskısı kuvvet kazandı. Japonya’da 10 yıllık tahvil faizi %2,72’ye yükselerek Haziran 1997’den beri en yüksek seviyeye çıktı. Çin’de ise deflasyonist baskı artık ayrıcalıklı bir yöne dönüştü; 10 yıllık tahvil faizi %1,75 civarında yatay seyrediyor. Tahvil faizlerindeki yükseliş, büyümeyi zorlaştırabilir ifadesiyle özetlenen değerlendirme, enerji maliyetlerindeki yüksekliğin ve enflasyonun baskısı altında para politikalarının sıkılaşmasının büyümeye yönelik riskleri artıracağını işaret ediyor.
Uzmanlar, petrol fiyatlarında üç haneli seviyelerin sürdürülebilirliğiyle birlikte, Hürmüz Boğazı kapalı kaldığı sürece enflasyon baskılarının küresel piyasalarda olağan bir durum olarak kalacağını belirtiyor. Bu da merkez bankalarını daha şahin adımlar atmaya sevk edebilir; yüksek tahvil getirileri, politika sıkılaştırmalarının büyümeye etkisini artırabilir ve riskli varlıklar üzerinde baskı oluşturabilir.